Olimposlular Ölmedi!

Would, Polaroid Piano, Akira Kosemura

“Olimposlular madde olarak mevcut tanrılardır, on iki tanedirler, kendilerinden önceki tanrı nesli Titanları mağlup etmişlerdir, Olimpos Dağında yaşarlar.”

En azından insanlığın küçük bir kısmı olan Antik Yunanlar yüzlerce yıl böyle inandılar ve bu inanışları diğer inanışları etkiledi, belleğimizde hala izleri var.

Fakat benim demek istediğim bu değil, ben burada bu tanrılara iman ilan etmiyorum yahut varlıklarını bildirmiyorum. Olimposlu Tanrılara dair neler hissedilmişse şimdi benzerleri kanlı canlı yaşamış insanlara hissediliyor: Yazarlara, filozoflara, bilim adamlarına, liderlere, öncülere…

La apoteosis de Homero, Jean-Auguste-Dominique Ingres

Bu yeni Olimposlular ya bir akımın, ya bir hareketin yahut bir düşüncenin kurucularıdır. Yahut da kurulmuş olanların en büyükleri sayılırlar. Eğer ölmüşlerse veya çok yaşlılarsa, “klasik” mertebesine çıkarılımışlardır. Bunlar elbette büyük insanlardır, çalışmaları da büyüktür. Lakin bir kere yaşamışlardır, kelimenin gerçek anlamıyla kült olmuşlardır. Olimpos Dağına çıkmışlardır, kanon oluşmuştur ve başka insanların bunların arasına girmesi imkansızdır. Artık onlar kadar büyük olunamaz, asla da tartışmaya açılamazlar. Çalışmalarına atıflar ve benzetmeler yapılmalıdır, gölgeleri yeni üretilenlerden asla kalkmamalıdır. Eskilerin karakterleri, yeniler için birer tip haline gelmiştir. Belirli zamanlarda klasiklere, büyüklere yeniden ve yeniden övgüler düzülmeli, yeniden okunarak sarhoş olunmalıdır, adlarına yeniden konuşmalar yapılmalı, adlarına yeniden ibadet edilmelidir.

Bakın: Onlar olmadan insanlık merhale alamazdı; onlar okunmadan, onlar çalışılmadan insanlık kavranamazdı; onlar mihenk alınmadan elbette bu medeniyet kurulamazdı. Ama neden hala onlara tapınıyoruz?

Eğitim sistemi, kitlesel yayınlar onların gölgesini içimize düşürüyor. Onların ucuz taklitlerine dönüşmek bizim için birer hedef olarak önümüze konuluyor. Eğitim sistemi, ben de bu eğitim sisteminde bulunmama rağmen söylüyorum, tip üretim fabrikasıdır. Gerçi, ben şükürler olsun ki özel eğitim öğretmeniyim ve eğitimden anladığım normal bir öğretmenden bambaşka.

Belki de butik yayıncılığın, kişiselleştirilmiş içeriklerin, yerelleşmiş veya özelleşmiş organizasyonların varlığına şükretmeliyiz. Ama emin olamıyorum. Çünkü toplumun yeni ortalaması çok şey biliyor ama bilge değil bilgiç; çok üretiyor ama usta değil sakil. Korkunç bir nitelik aşınması etrafımızı sarmış durumda. Tatmin edilecek arzu, böbürlenilecek ün ve sürülecek sefa birincil ilkeler olarak aramızda yaşıyor. Niteliksizlik denizinde güneşi kültler perdeliyor ve biz karanlıkta boğuluyoruz.

Büyükleri, tapınmadan sevmeyi öğrenmeliyiz. Kendi ürettiklerimizin şehvetine kapılmadan, benliğimizi mutlak saymadan yaşamayı becermeliyiz. İnsanın zihnen, bedenen, madden ve manen özgürlüğü ve özgünlüğü, başka türlü yöntemlerle elde edilebicek gibi görünmüyor.

Salla Dei Giganti (tavan), Plazzo Del Te, Giulio Romano

1 Yorum

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s