Zamanı Nesneye Çevirmek

Köylü Ekrem büyük bir insan. Bozkırda kendini harcadığını düşünmeden, tanınıp tanımadığını umursamadan köyüne dönen bir düşünür. İnsanlarına kendi aynasından ışık götürmekten gocunmayan biri. Kendisini internetteki meşhur videosundan biliyorum, en saygı duyduğum birkaç kişi arasındadır. On dakikalık dolu dolu belgeselinden sayfalarca düşünceye ulaşmak olası. Sadece alıntım üzerinde duracağım: “Zamanı bir şeylere, bir maddeye, bir varlığa, bir objeye çevirmek.”

Bugün eski fotoğraflarıma baktım. Mutlu anılarınızı da görseniz, fotoğraflara bakmak hep hüzünlüdür. Çünkü Buda’nın doğru teşhis ettiği gibi hepimiz acıdan kaçmayı, arzularımıza kavuşmayı ve kavuştuğumuz arzularımızdan aldığımız keyfin hiç bitmemesini isteriz. Fotoğraflar bize geçip giden hazlarımızı, unutmak istediğimiz kötü anılarımızı, en iyi ihtimalle de daha genç olduğumuz zamanları hatırlatır. Bu fotoğraflardan huzur bulmak elbette mümkündür, ama özlem de bunları takip eder. Zamana karşı olan güçsüzlüğümüz yüzümüze vurur. “Zamanı Tanrı yaşar, kişioğlu hep ölmek için türemiştir.” denir Orhun Yazıtlarında. Zamana bizatihi tanrı olarak tapınan toplumları anlamak mümkün.

Tonyukuk Yazıtı.

Geçiciliğimiz, fotoğraflardan el sallar bize. Bir zamanlar kalıcı, büyük bir yazar olmak isterdim. Hatta gözümü diktiğim yer en büyüklerin hizasındaydı. Hep Batı nesri okurdum. Kendimi de Anadolu’dan çıkmış ve dünya çapına ulaşmış kalıcı bir yazar olarak hayal ederdim. Şimdi bunların hayallerini bile kurmuyorum (en azından kendime karşı dürüstlüğüm ilerlemiş.) Artık kendi gerçeğimi bilerek hayaller kurmaya çalışıyorum ve kalıcılık çağının da geçtiğini anlıyorum. Aynı yerde, aynı sosyal dokuda yüz sene önce doğmuş olsaydım, okuma yazma bilmeyen bir çiftçi olarak ölecektim. Talihe bakın ki, şimdi içinde bulunduğum çağ da, ölümsüz olmak isteyen biri için, kişi tarihin en büyük yeteneklerinden biri de olsa, çok çok geç bir çağ. İsimleri ölümsüz yapan trenin biletleri tükeneli çok oluyor. Artık sadece kitap yazarak kalıcılık elde edemeyeceğimi, hatta ne yaparsam yapayım kalıcılığı başaramayacağımı biliyorum: Herkes çalışmasını özgürce üretip yayımlayabiliyor, fırsatları eşitmiş gibi gösteren kapitalizm sadece satabileceğini parlatıp satıyor, çalışmanın sahibini kendine biraz doyuruyor, ardından onu tüketiyor, sonra da tarihin çöplüğüne fırlatıyor. Evet artık her çalışma, her fikir dolaşıma giriyor ama önemli olan takipçi sayısı. Niteliğin, anlamın hiçbir önemi yok. Personalar çağında anlamlar da, maksatlar da yok oldu.

Ne yapmalı peki? Zaman akıp giderken, ben de en azından yazmaktan keyif aldığımı anlayabilmişken, bırakacak mıyım yazmayı? Hayır, ama tembellik ediyorum. Kendime yabancılaşmama sebep oluyor bu tembellik. Varlığımın ne zaman sona ereceği belirsizken, elimden gelen ve beni mutluluğa taşıyacak şey, haddimi bilerek ama kendim olarak üretmek olur. Gerisi laf salatasına girer ki, dört bir yandan üzerine uyaran dökülen insanoğlu buna fazlasıyla tok.

Hazır adı geçmişken Köylü Ekrem’i de şuraya iliştireyim, ileride çokça anacağımı hatırlatarak:

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s