Cinsel Kimlik Sömürüsü ve LGBT

LGBT söylemi üzerilerine o kadar yapıştı ki cinsel kimlik spektrumu genişlemesine rağmen herkes LGBT’ler olarak sesleniyor kendilerine. (Eğer eşcinsel yazarsam, ben de LGBTİQA+’ların tamamını kast ediyor olacağım yazı içinde.)

Kimsenin cinsel kimliğine ilgili değilim. Sosyal ilişkilerimde de bu durum benim için herhangi bir artı veya eksi oluşturmaz, sempati veya antipati oluşturmaz. Benim için “genellikle iyi insanlar” ve” genellikle kötü insanlar” vardır. (Aslında özgür irade kandırmacasıyla yaşayan, kendi davranışlarını başkaları adlandırmış insanoğluna tamamen iyi veya kötü de denemez.) Bir de kişileri şöyle sıralarım: Algıları açık insanlar, kısmen algıları açık insanlar, kayıtsızlar, algıları kapalı insanlar. Ahlaktan anladığım genel itibariyle erdemlerdir, sadece cinsel ahlakı anlamam. Cinselliğin sergilenmesinden, sadakatsizlikten ve çok eşlilikten hoşlanmam. Mahremiyet ve tek eşlilikten yanayım.

Eşcinseller toplumun en çok ayrımcılığa maruz kalan kişileri. Toplumun en çok ikiyüzlülüğe maruz kalan kişileri de onlar ayrıca. Eşcinsellere zorbaca, kötü davranan ve haklarında ileri geri konuşan kişilerin bazılarının cinsel fantezilerini ortaya döksek sanırım yer yerinden oynardı. Eşcinsel davranış zannedilenden çok daha yaygın, ama Türkiye özelinden bakacak olursak meseleye, eşcinsel davranışlar hem İslam dininde hem Türk töresinde (veya Anadolu’nun diğer halklarının töresinde) hoşgörüyle yaklaşılmayan bir konu. Bu ve başka sebepler yüzünden Türk toplumu bu konuda bir yumak gibi karmaşık bir durumda. Benim için eşcinsellik, sonsuz sayıdaki insan halinden sadece biridir. Bu yüzden herhangi birinin bir diğerini kınamasını son derece aptalca bulurum. Akıllı olan kimlik bağlamında kimseye saldırmaz, öz itibariyle başkalarını ve kendini gözlemler, kendini eleştirir. Başkasına saldıran sadece kendini rahatlatıp tatmin ediyordur.

Benim değineceğim konu eşcinsellik meselesinden çıkan acılar değil, eşcinsel kimliğin sömürülmesi ile alakalı. Son dönemde eşcinsel kimlik çok göz önünde. Bunu sosyal medyada da, Netflix gibi yeni akışkan medyada da, herhangi bir nedenle yapılan protesto yürüyüşlerinde de görebiliyoruz. Eşcinseller sömürülüyor yine, bir bakıma. Lakin sömürüye açılmak gibi bir durum da var.

En son Boğaziçi eylemlerinde de çokça eşcinsel aktivist gördük. Kötü davranan kişi erkek ise ve kötü davrandığı kişi kadın veya eşcinsel ise hemen kadın düşmanı veya homofobik olarak adlandırılıyor yığınlar tarafından, kötülüğü bu amaçlarla işlememiş bile olsa. “Kadın cinayetleri politiktir.” veya “LGBT cinayetleri politiktir.” pankartlarını da görmüşsünüzdür. Erkek egemen dünyanın varlığını inkâr etmiyorum fakat heteroseksüel erkek canlısının çoğunu şok edici davranışlar sergileyerek kadınların, eşcinsellerin varlığına ve haklarına alıştırmak işe yarar bir yöntem gibi görünmüyor.

Ben kimlik siyasetinin her türlüsüne karşıyım: İster “Türk” kimliği sömürüsü olsun ister “Kürt”, ister “İslam” sömürüsü olsun ister “Ateizm”, ister “Kadın” kimlik sömürüsü olsun ister “Eşcinsel”. Evet, mevcut baskının çoğunu kadınlar ve eşcinseller çekiyor ve bu yüzden her türlü değişimden zararlı çıkıyorlar, bunu bildiklerinden de eşcinsel ve feminist aktivistler sürekli tetikte yaşıyor ama bunun eylem pratiği bizim gibi aşağılık kompleksi ve eziklik içinde büyümüş bir halkta çok farklı oluyor. Hangi kimlikte olursa olsun, insanlar o kimliğin suyunu çıkarıyor. Bu da o suyunu çıkaran insan ile onun kimliğinin eşleştirilmesine sebep oluyor, sonuçta aşınan kimlik oluyor. “Eşcinseller X kötü eylemini yapanların kendileridir.” deniyor ve olan eşcinsellik kimliğinin kendisine oluyor.

Kimsenin kimseden çok bir farkı yok aslında. Ben öz itibariyle kimsenin diğerinden yüceliğini göremiyorum. Davranışlar, sonuçlar, tüm hizipler için birbirinin aynısı. Karşısındakine söven, aslında kendine sövüyor.

Boğaziçi protestolarında baskıcılığın artacağından korkan eşcinsel örgütlenmeleri hemen kendilerini öne attılar, ama duyarlılık yerini yine sululuğa bıraktı. (Sanırım beş dakika falan sürmüştür bu geçiş.) Zaten bir türlü kendini topluma sevdirip toplumu kendi söylemleriyle harekete geçiremeyen sol gruplar, insanların “Boğaziçi’ne Cumhurbaşkanı’nın rektör ataması” gibi aslında kendilerinin detay olarak gördüğü bir konu hakkında ayaklanması karşısında şoka girip en öne fırlıyor. Halayını çekiyor, Kürtçe türküsünü söylüyor, bir LGBT cinayeti için onurumuzdur diyor ve hemen ortamı terörize ederek polisle çatışmaya giriyor. Polise karşı kaybedeceğini bile bile, gözaltı pozları vererek, sonuçta bir şekilde tahliye edilip diğer bir eylemi bekleyerek… Boğaziçi’ndeki mevzu çok da umurunda değil aslında, umurunda olan kendi benliğini beslemek, kimliğini yüceltmek, egosunu doyurmak ve tatmin olmak. Eşcinsel bireyler de önce kimliklerine saldırı korkusuyla, sonra sol grupların manipülasyonuna gelerek, ama sonra da tamamen bir eğlence, bir parti havasında eylemlerde eşcinselliklerini gösterip yaşıyorlar.

İşte bunun adı sulandırmadır. Bu kimliği görünür ve kabul edilir kılmaz, aşındırır. Özellikle bizimki gibi toplumlarda aynen bu oluyor. Sağda solda “halaycı marksistler ve eşcinseller kesinlikle protestolara alınmasın” gibi yazılar görürseniz sebebi budur. Her türlü hak arama mücadelesine artık zarar verici pozisyon alıyorlar, çünkü her şeyin önüne geçiyorlar. Zaten protesto etmesini bilmeyen ve sonuna kadar biat etmek üzere yetiştiği için hakkını arayan insandan korkan bir halkız, tuz biber ekiyorlar.

İdeolojilerin artık slogan üretip kendini tatmin etmek dışında bir anlamı kalmadı. Ama evet, sol gruplardan ve sağ vasatından gerçekten yılmış durumdayım. Fark ediliyordur.

Demek istediğimi toparlarsam: Kimlik siyasetinin her türlüsü yıkıcıdır. Her türlüsünden kaçınmak gerekir. Benim gözümde artık itibarı da yoktur. (Eşcinsel kimlik de bundan muaf değildir. Yani bambaşka bir konuyu eşcinsel gösterisine çevirmek hem eşcinsellerin yaşam koşullarına hem de hâlihazırdaki konuya zarar verir; özü kaçırır.)

Özet olarak da bir ricam olacak sol gruplardan, aksiyon arayan kayıtsızlardan, her meseleden mizah çıkaran ciddiyetsizlerden ve diskocu eşcinsel örgütlenmelerden: Boğaziçi protestolarında olduğu gibi, her konuyu önünde sonunda eğlence partisine veya slogan atma festivaline çevirmeyi bırakın artık.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s