Her Şey Olmuşken, Her Şeyi Reddetmek

Toshiro Masuda – Mushishi OST (2005) – Ichiya Hashi

Tolstoy daha yaşarken tüm dünyada ermiş olarak kabul edilen, en büyük yazardı. İnsanlar Tolstoy ne yazarsa yazsın, havada kapıyorlardı. Hatta bazıları, Tolstoy’un yazmasına mahkumdular. Ününün, şöhretinin zirvesindeydi ve burada yalnızdı: Yaşayan yazarların bir numarası konumundaydı ve bu tartışmaya kapalıydı. Lakin uzun ömrünün son zamanlarını tüm dinlerden ve felsefelerden çıkarak; tüm unvanlarını, zenginliğini, dünyalığını, soyluluğunu, yazmış olduğu tüm eserlerini reddederek; ıssız bir köydeki bir köylü gibi yaşayarak geçirdi ve hayata gözlerini bir hiç olma arzusuyla yumdu.

Ermiş Tolstoy.

Tolstoy’u bu noktaya getiren neydi? Lafı çok uzatmadan, Tolstoylaşmak olarak adlandırdığım, onun son günlerini kast ederek saydığım birkaç tahminimi sıralayayım:

Tolstoylaşmanın Birinci Basamağı: Ölünce tamamen yok olacağını anlamak ve hayatta kişi için önem taşıyan her şeyin de kişinin kendisi gibi yok olacağını fark etmek. İnsanlığın kırılgan varoluşunun da bir gün tamamiyle yok olabileceğini anlamak. Her şeyin birbirinden kaynaklandığını, geçici olduğunu ve birbirine kaynaşacağını bilmek.

Sonuç: Sonsuza kadar yaşama umudunun kaybedilmesi. Tutunmak için eser bırakma ve toplumdaki kazanımlarını çoğaltma çabasının kalması.

Zen Döngüsü.

Tolstoylaşmanın İkinci Basamağı: İnsanın, ne söylemiş olursa olsun, şimdiye kadar başkalarından farklı bir şey söylememiş olduğunu, söylenmemiş bir şey yahut anlatılmamış bir hikaye kalmadığını, söylenmemiş ve anlatılmamışın ortaya konulmasının imkansız olduğunu kavraması. Dolayısıyla söylemenin ve anlatmanın anlamsızlaşması. (“Konuşmak anlamsızdır. Susmak daha anlamsızdır.” Eugene Ionesco)

Sonuç: Eser bırakma kaygısının anlamsızlaşması. Tutunmak için toplumdaki kazanımlarını çoğaltma çabasının elde kalması.

Munch’ın meşhur tablosunun bir yeniden çizimi.

Tolstoylaşmanın Üçüncü Basamağı: İnsanın “kültür” denilen üretiminin onu doğal yaşamdan kopararak aslında mevcut olmayan, değer de taşımayan soyut, geçici bir dünyada oyaladığını ve insan üretimi bu soyut toplum yapısının ölümden kaçış olduğunu görmek, bunun gülünçlüğünü kavramak ve doğal yaşama en yakın bir şekilde bulunabileceği duruma dönmek. (Tolstoy bunu ıssız bir köyde, köylü gibi yaşamakta bulur.)

Sonuç: Toplumdaki kazanımları çoğaltmanın gereksizleşmesi. Tutunmak için, ölümsüzleşmek için elde hiçbir tutacak dalın kalmaması ve peşinden gelen özgürleşme.

Köylü Tolstoy.

Tolstoy bu basamaklardan ve belki diğer basamaklardan geçti, biraz trajik de olsa son nefesini verdi ve son derece sade olan, ama belki de mezarların en güzeli olan mezarında sonsuz uykusuna yattı.

Tolstoy’un köyündeki bir korunun içindeki, muhtemelen dünyanın en güzeli olan mezarı.

Hepimiz ayaklarımızda prangalarla, sırtımızda kırbaçla yaşıyoruz. Önümüze konan hedefler gerçek değil, kalıcı değil, ve dahi biz kalıcı değiliz. Doğal olan önümüze konan yapay hedefler, doğada karşılığı olmayan, adeta bir çocuğun oyununa benzeyen ideallerimiz değil. Doğal olana ne kadar yaklaşırsak, korkularımızdan ve kaygılarımızdan o kadar uzaklaşacağız.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s