Politik Doğruculuğun İyi Niyetlisi

Cem Karaca ve Apaşlar – Karanlık Yolllar

Politik doğruculuğun her türlüsünü sevimsiz buluyorum ama burada bahsedeceğim formu kötü niyetten doğan hali değil, aşırı merhametin dönüştüğü hali, yani iyi niyetli politik doğruculuk. Biraz da merhametin sınırları hakkında konuşmak istiyorum.

Merhamet, var oluşun kendisini kavradıkça genişleyen bir duygulanım. Yani sayısız varlığın, edilgenlik içinde sayısız yoldan gelip sayısız çeşitlilikte belirdiğini, bunların belki de tek ortak noktasının, az veya çok, sınırlı bir varoluş süresine sahip olmak olduğunu anladığında, artık evren insanın gözüne bir başka görünüyor. İnsan da olsa, karınca da olsa, kedi de olsa, antilop da olsa, çimen de olsa, yağmur damlası da olsa, nehir de olsa, bulut da olsa, meteor da olsa, gezegen de olsa, yıldız da olsa, galaksi de olsa, hatta galaksi kümesi de olsa, hadi karadelik de olsa tüm varlıklar sadece sınırlı bir süre için var olabiliyor.

Yani şimdi siz, doğmadan öncenize dair ne hatırlıyorsunuz? Hiçbir şey yok zihninizin içinde. Her şeyi bedeninizle algılıyorsunuz ve bir gün gelecek yaşamınız bitecek, bilinciniz kapanacak, doğmadan önce ne iseniz, yani sizin benliğinizi var olmadan önce her ne ise, öldükten sonra da o olacak. Ve bu, kainattaki her şey için geçerli: Her şey, bir zaman diliminde oluşup, kendi varoluş tanımını karşılayacağı bir süre geçiriyor. Kendi türünün özelliklerini taşıdığı bir hayat yaşıyor veya evrende bulunuyor. Ölünce veya ufalanınca, artık onu o yapan tanımın her bir ögesini ya yitiriyor, ya dağıtıyor. Her şey edilgen, her şey kırılgan.

Bunu fark edince, en iyi bildiğimizi sandığımız varlık olan insan, daha da karmaşıklaşıyor. Bir kötülük işleyen yahut bir çiğlik eden kişinin davranışlarının ardında ne eziklikler, ne travmalar, ne yaşanmışlıklar, ne korkular yattığını, hangi duyguların eksikliğiyle bu olmamışlığı yaptığını görüyorsunuz. Doyuramadığı, acısını çektiği, eksik, kırık duyguları, yaşantıları; ettiği kötülükte kendini gösteriyor. Bu sefer kötülük edene acımaya başlıyorsunuz. Kötülük eylemi, tanım itibariyle anlamını yitiriyor. Bu aşırı merhamet, insanı herkese karşı eşit duruma sokuyor. Artık hiçbir kötülüğe gerçek manasıyla tepki gösteremiyor, eyleme dönük kaslarınızı yitiriyorsunuz.

Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu davranış, bu aşırı merhamet, tam anlamıyla politik doğruculuğun kendisi oluyor. İyi niyetli bu merhamet duygusu, insanı erdem idealinden uzaklaştırıyor. Kötülüğün tüm türlerini “erdemsiz davranış” olarak görüp bunlara uzak durmak zorundayız. “Erdemli davranışlar” bir ideal olarak önümüzde durmalı. Affetmeyelim, acımayalım, merhametsiz olalım demiyorum ama: “Her kötü eylemin ardındaki fail, aslında geçmişin mağduru veya yoksuludur, dolayısıyla ceza verilecekse tek bir insana vermek mantıksızdır. Herkes de cezalandırılamayacağına göre kötülük edeni de hoş görmek lazımdır. Bunun adı insan oluştur.” demek, tam anlamıyla aşırı merhametin insana bir tuzağı: Böyle düşünmeye başlayan kişi, kendi yaşantımdan da biliyorum, melankolinin ve hedefsizliğin orta yerinde buluyor kendini. Pelte haline geliyor. Gelen darbeleri emmek için kullanışlı bir hal, ama orta-uzun vadede çok zararlı.

Bu tuzağın adı “iyi niyetli politik doğruculuk” olmalıdır bana göre. Politik doğruculuğun her türlüsüne kötü gözle bakıyorum, hele SJW’lerden, açık konuşayım, iğreniyorum. Benim de duygum bu. Çünkü bu davranış biçimi aslında hiçbir hak mücadelesini başarıya ulaştırmıyor, kelimenin popüler manasıyla “farkındalık” uyandırmaya yetmiyor, agresif dil veya agresif mizah ile desteklendikçe hele, aslında kendi bulaştığı mecrayı bulandıran bir hal alıyor.

Neyse, kelimenin büyük manasıyla uğraşmadan insanda uyandırdığı hale geri dönmek istiyorum. Aşırı merhamet ve bundan doğan iyi niyetli politik doğruculuk, insanı sonu gelmez çözümleme çabaları ve tartışmalar içinde bırakıyor. Psikoloji biliminin popülerleşmesi ile de alakalı bir durum bu, psikoloji biliminin “kendisi” ile alakalı değil. Bu hal, kişiyi, elinde bıçakla üzerine doğru gelen bir düşman varlığa karşı bile kendini koruyamayacak bir savunmasızlığa itiyor.

Kişi, “erdemli davranış” ile “erdemsiz davranış” kavramlarını ayıramadığı sürece bu bulanık suda yüzmeye, bu sudan içmeye mecbur kalacaktır. Jung’un da belirttiği mutluluk gereçlerinden beşincisi olan, “hayatın zorluklarının başarıyla üstesinden gelebilmek adına dini ya da felsefi bir bakış açısına sahip olma” burada kendini gösteriyor. Dini bakış açısı insanı son derece sınırlı bir varlığa dönüştürebiliyor, kısmen felsefi saplantılar da öyle. Ama hayata anlamlı bir çerçeve çizen, ilkeleri bulunan bir yolu takip etmek, kişiye çok iyi geliyor.

Kendime Dair Parantez:
Ben bu açıdan Stoacı düşünceyi kendime ve evrene uygun bulduğum için ilgiyle takip ediyorum. Stoacı düşünce kişiyi politik doğruculuğa karşı da bağışık hale getiriyor. Çünkü kişiyi; edilgenliğini kabul ederek dirençli tutma ve erdemlerin tam bir tahlilini yaparak iyi tutma amaçları var. Politik olarak da elbette bir bakış açım var, ama bu bakış açısını yeni yeni oturtuyorum. “Düşüncelerim hiç değişmeyecek.” demiyorum, bu lafı gülünç buluyorum artık, yine de mevcut felsefi ve politik konumum, hayatımı anlamlı bir çerçeveye çekiyor ve günlük hayatımdaki eylemlerimi sürdürmem için beni teşvik ediyor.

Özetle: Politik doğruculuğun iyi niyetlisi bireysel olarak kötüdür, politik doğruculuğun kendisi toplumsal olarak kötüdür.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s