Apollo 11 Belgeselinin İş Ahlakı Hakkında Düşündürdükleridir

Matt Morton – Liftoff and Staging (Apollo 11 Original Motion Picture Soundtrack)

Geçen hafta izlediğim Apollo 11 belgeseli beni oldukça etkiledi, böyle gerilimli bir yapımı uzun zamandır izlememiştim. Dış ses olmadan, gerçek konuşmalarla örülerek, özenle çekilmiş görüntülerle seyir zevki yüksek bir yapım ortaya çıkarılmış. Belgesel ekibinin çabasını kıskandım, imrendim. Apollo görevine de hayran olmamak elde değil elbette. Apollo programının 11. uzay görevinde başardığı (Apollo 10 astronotları da Ay’a inebilirdi, ama prova yapıp döndüler) bu muhteşem işi görmek adına herkesin bu belgeseli izlemesini öneririm.Bu yapımı izlemek, beni ABD’nin uzay çalışmalarını daha çok okumaya itti.

Okudukça belgeselden ziyade NASA’nın başarısını getiren iş ahlakına imrendim, çünkü Apollo görevini de başaran iş ahlakı sayesinde ABD uzun zamandır dünyada bilimin öncüsü konumunda. Bu öncülük sadece bilim üretimini değil, geleceğin hayalini kurmayı da kapsıyor. Başka pek çok konuda ABD politikaları kınanabilir, fakat bu konuda takdiri hak ettikleri muhakkak.

John F. Kennedy, 12 Eylül 1962, Rice Üniversitesi

Meşhur anekdot imiş: John F. Kennedy, Uzay Yarışı’nı Sovyetler’e kaybetmemek kaygısıyla, yani bilimsel olmaktan çok siyasal bir güdüyle de olsa, Ay’ı bir hedef olarak 1961’de işaret eder. 1962’deki meşhur bir konuşmasında şöyle der:

Aya gitmeyi seçtik. On yıl içinde aya gitmeyi ve diğer şeyleri yapmayı seçtik, kolay oldukları için değil ama zor oldukları için, çünkü bu amaç, sahip olduğumuz enerji ve yetenekleri düzenlememize ve  değerlendirmemize hizmet edecek, çünkü bu kabul etmek istediğimiz türden, ertelemek istemediğimiz bir meydan okuma ve, diğerleri gibi de, kazanmak istiyoruz.

John F. Kennedy, 12 Eylül 1962, Rice Üniversitesi
Kaynak: Yasin KAPLAN (Çeviri kendisine ait) -https://www.yasinkaplan.com/tr/docs/jfk-moon.html-

Kennedy bu konuşmadan yıllar sonra, çalışmalarını denetlemek için NASA’ya gider. NASA koridorlarını süpüren bir temizlikçinin son derece ciddi bir biçimde ve özenle çalıştığını görür. Kendisine yaklaşır ve ne yaptığını sorar. Temizlikçinin verdiği cevap olağanüstüdür:

Ülkemin Ay’a insan gönderme çalışmalarına yardım ediyorum.

Bahsettiğim, imrendiğimi söylediğim, sadece Ay’a insan göndermeyi değil, daha pek çok bilimsel atılımı yapan çalışma ahlakı işte bu cümlede saklı. Bu iş ahlakı ABD’ye özgüdür demiyorum, Japonya kadar uç noktasını da aramıyorum. Benim arzuladığım: “Kişiyi çalışmaya isteklendiren ve çalışırken etik ilkeleri kendi çabasıyla harmanlayabileceği, kişiyi kendini aşmaya teşvik eden çalışma ahlakı.” şeklinde tanımını yapabileceğim itici güçtür.

Bu çalışma ahlakına sahip olmayan bir ülkede, özellikle maaşla çalışıyorsa bir kişi, böylesine bir cümleyi kolay kolay kuramaz. Tam tersine aklına şu tarz sorular hücum eder: “Çalıştıklarım, amirlerimin koltuklarını korumasına veya daha fazla yükselmelerine yarıyor. Bu yaptığım işlerden bazısı gereksiz; ne hizmet vermem gereken insanlar, ne ben bir fayda görüyorum bu saçma çalışmalardan. Benden istenenler sadece reklam çabaları, dostlar alışverişte görsün minvalinde bomboş gevezelikler. Neden hiçbir çalışmamda doğru düzgün ismim geçmiyor? Neden işimi iyi yaptığımda adamakıllı ödüllendirilmeyip daha fazla çalışmaya zorlanıyorum da, en ufak hatamda üzerime gelinmeye ve sopa gösterilmeye çalışılıyor? Neden amirlerim böylesine vasıfsız, üstlerine karşı kedi gibi duran ve diş geçirebildiklerine kaplan kesilen insanlar? İş tanımımda olmayan işleri yapmaya neden zorlanıyorum, neden bu işleri yapmadığımda tehdit ediliyorum? Başkalarına gösterilen müsamaha, neden bana gösterilmiyor? Neden sürekli açığım aranıyor, dedikodum yapılıyor, iftiralar atılıyor, arkamdan iş çeviriliyor, başarısız olmam isteniyor?”

İster istemez kendine bu soruları soran kişinin hayat planını tahmin etmek zor değil: Eğer güvenceli bir işe sahip olacak kadar şanslıysa, ya hırslanıp bomboş ve stresli koltuklara gözünü diker -ki aklını kaçırması lazım buna saplanması için- ya da hakkını hukukunu iyice öğrenerek uygun yerde sertliği ve uygun yerde yumuşaklığı kullanarak asgari çabayla iş gününü geçirir. Eğer kendine güvenen, biraz cesur, biraz sabırlı biri ise ikincisini seçecektir. Sinik, ürkek, kararsız bir tip ise bu mizacı iş yerinde hemen fark edilir ve üstünde baskı kurulur. Her ne olursa olsun, sürekli üzerine iş yıkılmaya ve fırsatını bulunca baskı kurulmaya çalışılır. Bundan kaçamaz, eğer biraz dik durmak istiyorsa gücü kadar mücadele edebilir, bu mücadele de emekli olana kadar sürer. (Eğer şanslıysa ve emekli olacak bir işte çalışıyorsa tabii. Maalesef bu çalışma ahlakına sahip olmayan ülkelerde halkın büyük çoğunluğu yoksul veya yoksulluk korkusuyla yaşıyor olacaktır. Onların direnebilmesi mümkün değildir. Zaten öyle ülkelerde siyaset kurumu da güçlü, başı dik bir halk istemeyecektir. Şanslı olan, yani çalışma ortamı adil ve huzurlu insanlar o ülkelerde azınlık olacaktır.)

“Onlar” böyle bir personel isteyeceklerdir.

Çalışma ahlakının yoksunluğu yaklaşık olarak şöyle bir ortama sebep olacaktır: Çalışanların birbirine güvenmediği, herkesin her an arkasını kolladığı, hırgürün bitmediği, bezdirinin (mobbing) sıradan olduğu, diken üstünde çalışılan, utanmanın da kaybolup yerini yüzsüzlüğün aldığı bunaltıcı bir çalışma hayatı. Bu şekilde çalışılan kurumlardan verim beklenebilir mi? Normali bu olan bir ülke, Ay’a gidebilir mi? Ay’ın yörüngesine ilk “insansız aracı” gönderenin Sovyetler olmasına rağmen, Ay’a “insan ile” tek gidenin, defalarca gidenin, şimdi de Mars’a gitmeyi bir hedef kabul edenin ABD olması tesadüf müdür? Birey olarak insanını önemseyen ve hür vatandaş sayan devlet ideali ne kadar da önemli. (Tabii ABD’de olup böyle kabul edilmek de bir şans işidir.)

Bunlardan dolayı, uygar olmayan; yani demokrasinin göstermelik olduğu, hukukun ve insan haklarının hakim olmadığı, özgürlüklerin kısıtlanabildiği, kendi insanına gönençli (müreffeh) bir hayat sunmayan devletlerin ne gerçek dışı uzay programlarına, ne de bunlar için yaptıkları akıl dışı pazarlama taktiklerine itibar ederim.

Şu anda Çin’in bir “süper güç” olduğu konuşuluyor. Yirmi birinci yüzyılda, ülkesindeki Uygur Türklerine açıkça asimilasyon ve soykırım uygulayan, halkını yok pahasına köle gibi çalıştıran bir ülke çok güçlü olabilir evet, ama süper güç olduğu tartışılır. Çin pek çok konuda önemli mesafeler almış olabilir, bazı konularda büyük tecrübesi olabilir. Mesela ülkemizde halihazırda uygulanan koronavirüs aşıları Çin’in Sinovac şirketinin bir ürünü olan Coronavac. Gayet etkili, geleneksel yöntemlerle üretildiği için de güvenilir bir aşı. Ama hiçbir devletin yüzü apak veya kapkara değil zaten. ABD nasıl kendi beyaz halkına sunduğu imkanları diğer azınlıklarıyla paylaşmak için yeni yeni pazarlığa oturan, elini kana bulamaktan çekinmeyen, yapamayacağı şey olmayan bir devlet ise; Çin de çok başarılı bazı bilimsel çalışmaları var diye makbul değil, ki Çin’in çalışmaları da büyük sermayedarların açgözlülüğü sayesinde yapılıyor.

Fakat tüm bunlar bilim denince, teknoloji denince hala ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Almanya, Fransa, İsviçre, Finlandiya, İsveç, İtalya, Avusturya ve benzeri Batı ülkelerinin akla geldiği gerçeğini değiştirmiyor. Mevcut durumları ne olursa olsun bu devletlerin çalışma ahlakı kıskanılmaya, özenilmeye ve taklit edilmeye değerdir.

Mesela bunu Atatürk gayet iyi anlamıştır. Onun zamanında tasarladığı gibi, kendi motifimizi kaybetmeden, Batı’yı ileri taşıyan etik ilkeleri ve iş ahlakını kendimize uyarlayabilmeliyiz. Bizim de nice önemli ve değerli hasletlerimiz, özgün ve gönle yaslı motiflerimiz var. Atatürk bunu gayet iyi bilmiş, tüm hedeflerini bu doğrultuda koymuştur.

Atatürk çalışma masasında.

Henüz bir çocuğum yok ama, olursa kendi çocuğumun, onunla beraber ülkemin tüm çocuklarının, yüksek çalışma ahlakına sahip, uygar ve özgür bir Türkiye’de yaşamasını isterim. “Ay’a gideceğiz.” dediğinde halkının dalga geçmediği, bunu söyleyenlere güvendiği ve inandırıcı bulduğu bir ülkede yaşamak güzel olmaz mı hiç?

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s