Öfke (1)-İletişimin Yokluğundan veya Niteliksizliğinden Doğan Öfke

Bono & Gavin Friday – In The Name Of The Father OST.

Üniversite sınavlarına hazırlanıyorum. Ders çalışırken, Türkçe paragraf sorularından bazıları dikkatimi çekiyor. Aşağıdaki alıntı da hoşuma gidenlerden:

Engellendiğimizde, hayal kırıklığına uğradığımızda, fiziksel olarak zarar gördüğümüzde ya da bir felaketle karşılaştığımızda öfkeleniriz. Böyle bir durumda genellikle öfkemizi bastırır ya da çeşitli yollarla dindirme yoluna gideriz. Ancak öfkeyi bastırmak, öfkenin olumsuz etkisini gidermek değildir. Sadece başka bir zamana ertelemektir. Öfkeyi bastırdığımızda öfke bizim kontrolümüzden çıkar ve sürpriz bir zamanda patlamaya yol açarak bizi esir alabilir. Kimi zaman da öfkeye yol açan uyarıcılardan uzaklaşarak öfkelerimizi dindirebiliriz. Ancak öfkenin kaynağını, öfke oluşturan durumları ortadan kaldırmadığımız için öfkeyi yine bir süreliğine kontrol altına almış oluruz. Öfke kontrolünde en etkili yöntem ise bizi öfkelendiren kişi ya da durumları anlamaya çalışmak, öfkeyi oluşturan durumları, kimseye saldırmadan, kimseyi kırmadan, yıkmadan ama içimize de atmadan ifade etmektir.

-VİP Yayınları, 2019‐2020 VİP TYT (1. OTURUM) DENEME‐2A, Türkçe Bölümü 23. Soru

Yabancı olmadığım bu bilgiyi derli toplu görmek ve paragraf sorusu hazırlarken bu metnin seçilmesi beni memnun etti. Üniversite sınavlarına, çoğunlukla, liseden yeni mezun olmuş gençler giriyor ve bu metinleri onların önüne koymak bence oldukça olumlu bir davranış.

Alıntıladığım metin “engellenmek” ile başlıyor, “ifade etmek” ile bitiyor. İfade etme hakkının engellenmesinin öfke uyandırması ve oluşan öfkenin ifade edilerek doğru şekilde açığa vurulmayıp yıkıcılaşması, pek çok acının temelidir. İnsan akıllı ve konuşabilen hayvandır. Bizi insan yapan en temel iki becerimizden konuşma yerine, diğer hayvanlarla ortak olan kaba kuvvetimizi yeğlemek, insanlığımızın da kaybıyla sonuçlanıyor.

Kaynak/Source: Pexels.

Başlıktaki durum en başta kişiler arası sorunlar doğuruyor. Birbiri ile konuşmayan, kırgınlıklarını düzgünce ve saldırmadan ifade edemeyen, öz eleştirisini yapamayan; aksine konuşmamayı, kabalığı, saldırganlığı makbul sayan ve hiçbir sorununu çözmeden yaşayan insanlara baktıkça gerçekten üzülüyorum. Konuşularak çözülemeyecek çok az sorun var. Ama insanlar günlerce, aylarca, yıllarca çözmedikleri sorunların bunaltısında yaşamayı seçebiliyorlar. Düzgün yönetemedikleri öfkeleri yüzünden sözlü, psikolojik, fiziksel şiddet cenderesinde sıkışmayı seçebiliyorlar. Konuşarak çözülemeyen sorunlar için kanuni ve etik yöntemler var, mecburen uzaklaşarak konunun peşini bırakmak bile bunlardan biri. Buna rağmen insanların öfkelerine yenik düşerek hem muhataplarını, hem kendilerini çok zor ve kötü durumlara düşürmeleri, bunu da yiğitlik sanmaları akıl alacak gibi değil. Kontrol edilemeyen öfke ve becerilemeyen iletişim, toplumumuzun yaygın sorunları.

Bireysel boyutta gerçekleşen “iletişimin yokluğundan veya niteliksizliğinden doğan öfke” sorununun bir de toplumsal tezahürleri oluyor. Bunun somut örneklerini; iletişime ve ortak karar almaya açık özgür demokrasilerin, iletişimin bulunmadığı ve kararların kuvvetli azınlıklarca alındığı katı siyasi rejimlere göre çok daha barışçıl ve huzurlu toplumlar doğurduğu Antik Yunan’da görüyoruz. Geçen gün Celal Şengör’ün Pelin Dilara Çolak ile, hanımefendinin Dilozof adlı Youtube kanalında yaptıkları şu söyleşiyi dinlerken öğrendiğim bir şey oldu: Platon’un amcası bir tiran imiş. Platon da hocası Sokrates gibi, demokrasiden hoşlanmaz. Atina Peloponez Savaşları sonucunda Sparta’ya yenilince, Sokrates de Platon da, üstün olanın galibiyetinden oldukça etkileniyorlar. Atina’nın demokrasisini, Sparta’nın askeri dikta diyebileceğimiz yönetimine karşı zayıf olarak değerlendiriyorlar. Aynı söyleşide görebileceğimiz üzere İyonya ile Kara Yunanistanı arasındaki zihniyet ve uğraşı farkının sebebi de bu: Benim çıkarımsadığım kadarıyla Kara Yunanistanı’ndaki felsefenin daha tutucu, daha toplumsal, daha siyasi olmasının sebebi de coğrafyasında gerçekleşen bu politik ve askeri iktidar mücadeleleri. Sparta, Atina ve Thebes arasındaki savaşlar ve işgaller silsilesinin bir benzeri İyonya’da yok. Tam aksine savaşsız, özgür bir etkileşim ve rekabet ortamı var. İyonya kent devletleri daha özgür ve daha bağımsız, sonuçta demokrasileri de daha işlek ve daha güçlü görünüyor. İyonya, demokratik şehir devletlerinden oluşan, çok kültürlü bir koloni bölgesi olduğundan okuma yazma oranları yüksek, halk da farklılıklara alışkın, ayrıca Kara Yunanistanı’nın politik tartışmalarından beri idi. Bu sayede özgürce düşünüp eyleyen bilim insanları yetiştirebilmiştir. Sokrates öncesinde yaşamasına rağmen günümüz bilimsel ve toplumsal standartlarında Sokrates ve Platon’dan çok daha uyumlu olabilecek doğa filozofları İyonyalıdır. İmrenilecek ve ders çıkarılacak bir başarı. Bu da “ne kadar demokrasi; o kadar barış, medeniyet, gönenç” formülünü doğruluyor. Statükonun değişmesini istemeyen ve demokrasiden bu yüzden nefret eden Sokrates ve Platon’un bu derece “ilk ve temel” sayılması da ayrıca düşündürücü. (Şengör ve Çolak’a bana öğrettikleri ve ileri okumalara kapı açtıkları için yüz yüze teşekkür etmek isterdim.)

Kaynak/Source. Pexels.

İşleyen, özgür ve hukuki bir demokrasinin pek çok işlevinden biri de toplumdaki dışlanmışlara, azınlıklara, hak kaybına uğrayanlara; haklarını alabilmek için savaşmak dışında bir yol sunması. Yani silahlı isyan ve mücadeleyi dolaylı olarak bertaraf etmesi. Kendini, kendince ve özgürce ifade edebilen, eşit paydaşlarından biri olarak oturabileceği bir uzlaşma masası bulan, müzakere sürdürebilen hareketler; eğer amaçları bizatihi terörün kendisi değil ise, elbette silah yerine bu masayı terci edecektir. Ama bu masa kurulmaz, demokrasi işletilmez, baskı ve kısıtlama yolu tercih edilirse, toplumsal gerilim ve kargaşa da artacaktır. İnsanların siyasi veya sivil teşkilatlanma haklarının engellenmesi, politik mekanizmalardan dışlanması, hiçbir zaman iyi ve düzenli sonuç vermemiştir. Tarihte bunun örneği de bolca vardır. Günlük siyasi manevralar için daha kötü sonuçlar verecek yollara tevessül edilebilmesi ibret verici bir durumdur. Aynı yöntemleri tekrar tekrar deneyerek başarı aramak Einstein tarafından aptallık olarak değerlendirilmiştir. Fakat, cahil bırakılmış ve sinik halklarda, maalesef böyle siyasi hamleler karşılık bulabiliyor.

Elbette şiddeti hiç tercih etmeyen; şiddetin uygulayıcısı değil, sürekli biçimde mağduru olan LGBTİ (LGBTQIA+) ve kadın hareketleri gibi, insan hakları savunucuları gibi örnekler de var:

Kaynak/Source: Pexels.

Ben hiçbir kadın hakları savunucusunun, eşcinsellik veya başka bir cinsel kimlik hakları savunucusunun, veya bir insan hakları savunucusunun; insanlara şiddet uyguladığını, insanlara zarar vererek hak aradığını (veya bunu iddia ettiğini) görmedim. Tam aksine, sırf kendi normaline uymuyor veya kendinden daha aşağı buluyor diye, toplumdaki egemen konumunu ve (kendisinin uyup uymadığı şüpheli) ahlakını savunmak için bu insanlara baskı, susturma, işkence, taciz, tecavüz, şiddet, hatta cinayet uygulayan büyük kitleler gördüm. Kendilerine bu derece kötü ve insanlık dışı muamele edilmesine rağmen şiddeti tercih etmeyen bu gruplara, bu davranışları için büyük saygı duyduğumu da belirteyim. Lakin istisna teşkil ediyorlar. Kötü muamele, akıtılan kanı artırıyor hep.

Yani konuşma, uzlaşma yollarının tıkanması, insanların engellenmesi; hem iki insanın arasını, hem de toplumsal barışı bozmakta. Düzgün yönetilmemiş öfke, hızlıca şiddete dönüşebilir. Tarih de, hafızalarımız da, anılarımız da bunun örnekleri ile doludur. Farklı olana tahammülsüz, kendinde olan ayrıcalıkları paylaşmaya isteksiz, bir diyalog kurmayı bile kendisi için aşağılanma sayan, uzun yıllardır çözülemeyen sorunlardan beslenen insanlar dört bir yanımızda geziyor. Bu insanlar arasında yolumuzu nasıl bulacak, saldırılarına, aşağılamalarına direnmek zor da olsa, insan olmanın yolu direnerek iyi kalmaktan geçiyor. İnadına iletişim kurarak, inadına sataşmalara aldırmayarak, inadına hukuki yolları kullanarak, inadına erdemli davranışları uygulayarak iç huzurumuzu ve barışımızı korumaya devam etmeliyiz: Başkaları huzuru ve barışı seçmese de…

1 Yorum

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s