“Huzurlu Yalnızlık”

Black Sabbath-Solitude (1971)

Tercihten doğan yalnızlık, eğer tepkisel değilse huzur arayışındandır. Böylesi bir tavır kimseyle kavga etmez, kimsenin dedikodusundan beslenmez. Zararı da, faydası da kendine olacak uğraşılarla meşguldür. Derdi başkalarını tanımak değil, kendini iyi tanımaktır.

Elbette insanın sosyal bir varlık oluşunu unutmamalı. İnsan, kendini de diğer insanlar vasıtasıyla inceler. Onların yaşantılarını tahlil ede ede, davranışlarına şahitliğini artıra artıra kendisinin ötekilerle ilişkisini anlayabilir, kendine dair yeni keşifler yapabilir. Yani dağ başındakinden ermiş olmaz; varsayımlar arasında dolaşan bir sarhoş olur ancak. Asıl ermişlik, yani bilgeliğin asıl biçimi, toplumdan kopmamakla mümkündür. Dolayısıyla toplum dışılığı yüceltmiyorum. Toplum dışılıkta övülecek bir şey yok.

Burada neyi kast ettiğimi iyi tanımlamak gerekiyor: Kimle, nasıl ilişki kuracağını iyi belirleyebilen insan yalnızlığın da kıymetini bilebilir. Onun tercih ettiği yalnızlıktır benim övdüğüm. Yani durduğu balkonu akıllıca seçene imrenilir.

“Balkon” metaforunu seviyorum burada. Çünkü tek başına çıkılan, sokağa bakan bir balkon: Kişisel alanın, kişisel alanın kişiye özgülüğünün, diğerlerinden uzak duruşun, dünyayı gözlemenin tam bir anlatımına dönüşüyor.

Kaynak/Source: Meinar Tumblr

Geçen gün ders çalışırken, Youtube’da dolaşıyordum. Chillstep türünde şarkıların bulunduğu bir listeye denk geldim ve listenin başlığı oldukça dikkatimi çekti: “Peaceful Solitude”, yani birebir Türkçe çevirisiyle “Barışçıl Yalnızlık“. Ben bu anlamdan ziyade, peaceful kelimesinin yan anlamı olan huzurlu kelimesiyle okudum başlığı ve “Huzurlu Yalnızlık” tamlaması oldukça hoşuma gitti. Listenin görseli de bunu doğrulayan bir görüntüden seçilmiş:

Kaynak/Source: Michelle Anderson

Ağacın yaprak döktüğünü ve cansız göründüğünü hesaba katmazsak oldukça güzel bir kare. İnternette gezerken, yalnız bir ağacın yıldızlar altındaki görüntüsünü imleyen çok fazla görsel çalışmayla karşılaştım. Anlaşılan bu görüntü sadece benim hoşuma gitmemiş ki pek çok kişi pek çok farklı örneğini üretmiş.

Yıldızların altında bir ağaç, yalnız başına da olsa başlı başına bir orman sayılmaz mı? Ya da bu ağaca, yıldızların ormanında bir dallar ormanı diyemez miyiz?

Temelli bir uzaklaşmayı, temelli bir soyutlanmayı yakıştırmıyorum kimseye. Çünkü benim hayat düsturum içinde yararlılık var. Gerçek mutluluk, faydalı olmakla mümkündür ancak; yaşamın da bizatihi yaşamanın kendisi dışında bir amacı da yoktur. Bu ikisini üst üste koyunca, mutluluktan anladığım netleşiyor: Yaşadığın sürece, yapabildiğin şekilde; kendine, insana, var oluşa faydalı olmak. Bu da ancak toplumun bir üyesi olarak mümkündür.

Benim yalnızlığa meylim aslında mizacımla da ciddi alakalı. Ben oldukça içe dönük bir insanım. Fakat kimi insanlar da oldukça dışa dönük. Dolayısıyla herkes için bir reçete yok. Daha doğrusu eldeki tek reçete, kendini tanımaktan geçiyor. Kendi üzerine düşünmeye yabancı bir şekilde büyüdük. Kendimizi nasıl algılamamız gerektiği toplumca öğretildi. Tüm dünya böyle bir eğitim makinesinden insan ürünü çıkarıyor, fakat bizim gibi bir Doğu toplumu bu konuda çokça dezavantajlı. Toplumumuzu çeşitli ideoloji ve zihniyetlerin savaş alanına benzetirim hep. Böyle bir ortalaması olan toplum, insanı için sonsuz çeşitlikte travmaları uygun görüyor maalesef.

Birbirinin mahrem alanlarına ve kararlarına saygı duymayan bir vasatın içinde yaşıyoruz. Yalnız olanı, yalnız olmak isteyeni bundan dolayı aşağılayan; sizinle zorla arkadaşlık kurmaya ve zamanınızı emrivakilerle, zorlamalarla gasp etmeye çalışan; kişiye belli formüller dışında yaşam yollarını dar eden insanlar her yerde. Böyle olunca da kendi zamanını kendi planlamak isteyen, arkadaşlık edeceği kişiyi kendisi seçen, nerede ve ne kadar vakit geçireceğine kendisi karar veren, her adımını birileriyle atmaya ihtiyaç duymayan; yani “bireyleşebilmiş” insan yadırganıyor. İnsanlar istiyor ki bir başkasının zihnini, zamanını, duygularını işgal edebilsinler ve kurdukları tahakkümle kendilerini rahatlatsınlar. Buna hayır demek çoğunlukla hak etmediğiniz türden bir uzaklaşmayla sonuçlanıyor. Yazarken bile yoruldum, bu yüzden çokça sevdiğim ve uygulamaya çalıştığım bir savsöz ile bitireceğim yazıyı:

“Az insan, çok huzur!”

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s