Öfke (2): Ne İçin ve Nasıl

:Of The Wand & The Moon: – I Crave for You

İletişimin Yokluğundan veya Niteliksizliğinden Doğan Öfke” yazımda da bu konu üzerindeydim. Öfke duygum hakkında bu aralar çokça düşünüyorum. Belki, daha da düşüneceğim.

Öfke olmasaydı, direnmek için cesaret de olmazdı. Pek çok insanlık kazanımı, pek çok sosyal devrim, hızını öfkeden alır. Bir duyguyu yok etmek sağlıklı değildir. Asıl olan onun yönetilmesi, zehrin duygu bedenden ayrılmasıdır. Kontrol edilmiş öfke, itici güce dönüşür.

Günlük hayatta hepimizi öfkelendirecek hadiseler oluyor: Haksızlıklar, güç yetiremediklerimizden yana uğradığımız zararlar, bir dostun vefasızlığı, bir insanın hayırsızlığı, çiğ birinin umarsızlığı… Bunlara karşı ne kadar da haklıyız! Bazı yaşadıklarımızın ise aklanıp paklanacak yanı yok: Çıkarımıza olmayan şeylere, bir ayıbımızın ortaya çıkmasına, ikna edemediğimiz insanlara vs. öfkeleniyoruz ve bunlar da hepimizin içindeki kötü yönden besleniyor. Hepsi de sonuçta içimizde esip gürleyen bir ateş tohumluyor. Bazen dilimizle, bazen elimizle, o ateşin yıkıcılığını etrafa saçıyoruz da en çok yanan yine biz oluyoruz. Bu yüzden öfkemizi kontrol etmek, günlük yaşam kalitemizi de birkaç basamak yükseltmek demek oluyor.

Öfke kontrolü ciddi emek isteyen bir konu. Hemen, öylesine gelişmiyor. Kendini iyi tanımak bunun ilk basamağı. Öncelikle neye, ne kadar öfkelendiğimizi anlamak zorundayız. Herkes her konuya aynı oranda öfkelenmez. Kendi öfke durumlarımızı anlamanın yolu tecrübe kazanmaktan geçiyor. Tecrübe de maalesef emekten bağımsız, çoğunlukla rastgele gelişen; yani etki edemediğimiz veya etki gücümüzün çok az olduğu durumlardan biri. Hangi durumda, ne hale geldiğini bilemeyen insan, elbette daha kontrolsüz olacaktır. Yine de başımıza gelecekleri seçemesek de, onlara verdiğimiz anlamları biçimlendirmek elimizdedir.

Öfke kontrolünde diğer önemli gereklilik, evrenin işleyişini iyi algılamak. Nasıl bir taş veya buzağı olmayıp insan oluşumuzdan, doğduğumuz kültür ve aileye kadar tamamen rastlantısal bir var oluş içindeysek; mizacımız da rastgelelikten etkileniyor. Diğer insanlar da, gerçekleşen olaylar da bizim var oluşumuzdan farklı değil. Dolayısıyla diğer insanları veya koşulları değiştiremeyiz, başımıza geleceklerin tamamını önceden kestiremeyiz, kestirsek bile tam bir egemenlikle bunları yönetemeyiz, “diğerlerinin diğerleriyle” kurdukları etkileşimlerden korunamayız. Stoacı filozof-imparator Marcus Aurelius’un dediği gibi:

“Sabahleyin uyandığımda kendi kendime şöyle söylemeliyim: Bugün de meraklı, hayırsız, kaba, kıskanç ve bencil insanlarla karşılaşacağım.” 

Fakat iş burada kalmamalı, ileri götürmeliyiz:

“Sabahleyin uyandığımda, çok az etki edebileceğim veya hiç etki edemeyeceğim durumlarla yüzleşeceğim: Kötü davranan, kötü konuşan, kendini denetleyemeyen, başkalarıyla uğraşan insanlarla karşılaşacağım; onların birbirleriyle kurduğu ilişkilere maruz kalacağım; onlarla olan ilişkilerime katlanacağım.”

Alsath-Öfke. Kaynak/Source: Alsath@DeviantArt

İnsanlardan bahsediyorum, çünkü öfke duygumu uyandıranlar insanlardır. Ben incecik giyinmişken kopan fırtına belki canımı sıkar ama gökyüzüne güç yetiremeyeceğimi bilirim; fakat benim gibi etten, kemikten bir kişinin çiğliğine katlanıyor olmak beni delirtmeye yeter. İnsanlar iyi konuşsun, iyi davransın, gelişip olgunlaşsın isterim; ama bunların hiçbirinin elimde olmadığını aklıma getirmem için güç harcamam gerekir. Karşılaştığım mantıksızlıklar canımı sıkabilir, mantıksızlığa katlanamam; ama insanları mantıklı ve tutarlı hale getiremem. Böyle durumlarda hemen kendi tutarsızlıklarımı hatırlatırım kendime, kendi mantıksızlıklarımı getiririm gözümün önüne, çiğ hallerim belirir aklımda. “İnsanlar böyle.” derim sonra: “Ben de böyleyim kimi zaman.” Benim amacım bununla yüzleşmek ve yerli yerine koymaktır, kendi hatalarımı ve zaaflarımı bahane ederek keyfime uyanı yapmak değil. Elbette öfkemi kontrol edemediğim de olur, ama bu durumu da kendimi tanımanın bir aracı yapar, aynı durumun bir benzerine daha hazırlıklı olmaya çalışırım.

Öfkenin neliğini ve kontrolünün önemini iyi kavradıktan sonra, neye öfkelenmek gerektiğini de iyi anlamak gerektiğine inanıyorum. Neredeyse tamamen insanlardan bahsettim, şimdi de onlarla olan “öfkeli” durumlarda neye kızmamızın adil olduğunu söylemeliyim: Kişilere değil, davranışlara kızmalıyız. Yoksa kızdığımız kişi ve durumlardan asla kurtulamayız, onlara dönüşmekten kendimizi alamayız.

Gandhi, Büyük Tuz Yürüyüşü’nde. Henry David Thoreau’nun teorileştirdiği “Sivil İtaatsizlik” eylemini uyguluyor: Öfkesi kontrollü, elleri boş. Şiddetsiz, güçlü, etkileyici bir direniş.

Etrafımda gördüğüm kadarıyla insanlar hem öfkelerini yönetemiyor, hem de yaşadıkları durumları fazlasıyla kişiselleştirebiliyorlar. Hadsizce konuşan bir kişiye sinirleniyorlar, hadsizlik davranışına değil. Böyle olunca da, kim hadsizce konuşursa konuşsun, bunu yapan kişiye düşman kesiliyorlar. Artık o kişi kendilerine rahatsızlık veren, kendisine karşı tetikte olunması gereken, mücadele verilecek biri haline geliyor. Zihinleri, gündemleri o kişi veya kişilerce işgale uğruyor. Zamanları, enerjileri, iyilik halleri o kişilerce sömürülüyor. Eğer mayalarında kötülük etmek de varsa, o kişilere her türlü zarar vermenin peşine düşüyorlar. Neticede sonsuz büyüklükteki evrende elde ettikleri toz zerresinden küçük konumlarını ve yaşama fırsatlarını heba edip, ömür tüketiyorlar.

Bunu gördüğüm için, hiçbir davranışı kişiselleştirmeden, kişiyle değil, davranışla mücadele etmeye çalışıyorum. Bu benim ruh halimi de, zihnimi de, emeğimi de, zamanımı da koruyor. Olaylara takılmadan, gün sonunda kendi hesabımı kendime vererek, dalgaları atlatıp suyun üstünde kalmaya çalışıyorum.

Çoğu sorun konuşarak, suçlu aramadan aynı masaya alçakgönüllülükle oturarak, kendi haklılığını ve karşıdakinin haksızlığını büyütmeyerek, sakin ve saygılı bir üslup içinde sorumluluk alıp özür dileyerek çözülür. Haklı da olsak iletişimi, barış yolunu tercih etmek erdemli olandır. Kibri, gücü, şiddeti bir kenara bırakıp barışı ve huzuru tesis etmek insanı madden ve manen büyütecektir. Karşılaştığım tüm sorunlarda, öncelikle bu yolu tercih ediyor, ilk adımı atmaya gayret ediyorum.

Mücadele etmem gerekirse mücadeleden kaçmamaya çalışıyorum. Haksız yere düşmanlık gördüysem de, durumdan zarar görmemek için mücadele ediyor, ama bununla yetinmiyorum: Bana zarar vermeye çalışan her kim ise, onun kötü iş ve niyetlerini kanıtları ile ortaya koymaya çalışıyor, bana ve başkalarına kötülük etme cüretkarlığını sona erdirmeye uğraşıyorum. Ne kadar beklemem gerekirse bekleyeyim… Toplumumu iyi tanıdığımdan, benimle kötü niyetle uğraşılabileceğini iyi biliyorum. Etrafımı iyi gözlüyor, gözlemlerime dair olabildiğince çok kanıt ve bilgi toplamaya çalışıyorum. Bu bilgileri organize ediyor, yeri gelince kullanmak üzere saklıyorum. Karşılaştığım hallerin hukuki karşılığı var mı yok mu iyi araştırıyor, araştırmadan ve kararlı olmadan bir şeye kalkışmıyorum. Uygun zamanı, fırsatı, konumu bekliyorum. Eğer bir mücadeleye başladıysam da ne uzun sürmesinden, ne başıma geleceklerden yılmamaya gayret ediyorum. Çünkü asıl mücadelenin, böylesine bir direnişi sonuna kadar sürdürmek olduğunu iyi biliyorum. Haklarımı, gücümün oranını, konumumu iyi kavramaya çalıştığımdan, tehditleri ve yıldırmaları bunlara göre tartıyorum. Ama asıl önemli olan, asıl yiğitçe olan, işi bu raddeye getirmeden aklı selim ile çözmektir. Çoğu durum da çözülür. Yine de iş oraya gidiyorsa, yapacak bir şey yoktur. Nadir olur bu. Elbette gücümün yetmediği de oluyor, olacaktır. Bu durumlarda bile neye gücüm yetiyorsa, ona uğraşmaktan geri durmamaya, karakterimi “kendime” ispat etmeye uğraşıyorum.

Böyle olmaktan hem memnunum, hem memnun değilim. Bazı kişiler öylesine olmamış, öylesine çiğ ki, ancak korktuklarında ve canları yandığında bir ders alabiliyorlar. Tabii ki bunları hukuk çerçevesinde, eğer haklıysam ve haklarım buna müsaade ediyorsa yapıyorum çünkü ne aptalım, ne de kötüyüm. Yine de bazen öylesine bir zarar görüyor ki insan, çok daha kötüsüne uğramamak veya başkasını uğratmamak için, mecburen olayı arkasında bırakmaya çalışıyor. Bu oldukça acı, ama oldukça nadir.

Nadir, çünkü günlük hayatta karşılaşılan durumlar öfkelenmeye veya uğraşılmaya değmeyecek şeyler olur çoğu zaman. Başkalarının peşine düştüğü çocukluklara, hamlıklara kapılmamaya gayret etmeliyiz. Onların niteliksizlikleri, önünde sonunda kendilerini yiyip bitirecektir çünkü.

Bu yüzden kimsenin hakkımda düşündüklerine, konuştuklarına aldırmamaya çalışırım; karşıma çıkılırsa, mücadelemi veririm. Fiziksel kavgadan mümkün olduğunca kaçınırım, çünkü uğrayabileceğim veya verebileceğim zararın boyutlarını görecek kadar olay yaşadım. İş fiziksel kavgaya dökülürse ve konu yaralanmaya, yaralamaya, hatta daha beterine giderse, kavganın sebebi ne olursa olsun, unutulur. Geriye, eğer iyi biri varsa bu kavgadan etkilenen, onun ve yakınlarının acıları kalır. Bir hiç uğruna ne acıların çekildiğini iyice gördüm. Varsın korkak desinler, kendi anlamlı yoluma yürürüm, yapabiliyorsam kolluk gücünden ve hukuktan destek alarak mücadele ederim.

Başkalarıyla uğraşmam, enerjimi kendime ve sevdiklerime ayırırım. Bomboş, çocukça, ihtiraslı ilişkilere dahil olmam. Bir grubun parçası olmaya çalışmam, kendi başıma ve güçlü durmaya gayret ederim. Sırf yakınım yapıyor diye yaptığı haksızlıkların arkasında durmam, yapabiliyorsam iyi olanı göstermeye çalışırım. İyi yönde değişmesi, çok yakınım değilse, sorumluluğunu üzerime alacağım bir şey değildir. Kendi bilir, ben yoluma yürürüm.

Livia Oboroceanu-Öfkenin Üç Adımı. Kaynak/Source: Saatchi Art

Bireyselleşememiş toplumumuzda, tamamen başaramasam da, dediklerimle yaptıklarımı uydurup kişiliğimi koruyarak, erdemli bir birey gibi yaşamayı önemserim. Bunu başarabilmek için öfke kontrolünün ne kadar hayati olduğunu ancak yaşayan bilir.

Büyük konuşmaktan her zaman çekinmişimdir. Gözümü döndürecek olaylarla karşılaşmaktan sakınırım. Can havliyle kendimi veya sevdiklerimi korumak durumunda kalırsam, ki umarım kalmam, iş belki de değişecektir. Bu yüzden umarım kötü kişilerle, kötü olaylarla sınanmam. Umarım, hiçbir iyi kişi sınanmaz.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s