Bizim Kurnazımız İşini Bilmez

KOAN Sound – Lost in Thought

Şark kurnazı!

Eskiden bu kelime beni oldukça rahatsız ederdi. Bu nitelemeyi “bir Doğulu olarak” aşağılayıcı buluyordum. Fakat yaş aldıkça, bu nitelemenin de uzun süreli gözlemlerden damıtıldığını anlayacak tecrübeyi edindim. Günlük hayat şark kurnazları ile mücadele ederek geçiyor, hatta çoğu zaman insanları idare etmelerine katlanarak…

Son dönemdeki kripto para meseleleri bu şark kurnazlığını yine gözüme sokmaya başladı. Ama önce kripto para dememek için türetilen şu blok zincir terimi hakkında birkaç şey söylemek isterim.

Blok zincir teknolojisi kripto paraları işletebilmek için uydurulmuş bir tanımlama gibi geliyor bana. Blok zincirin P2P teknolojisi ile farkı çok yok, P2P ve diğer birkaç teknolojinin bir karması ve bunu yepyeni, ilerici bir teknoloji gibi tanıtmak zaten Bitcoin’i işletebilmek için yapılmış bir pazarlama taktiği gibi görünüyor. Blok zincir denilen teknoloji çevre düşmanı, sürdürülebilir değil, gereksiz derecede karmaşık, yaygınlaştırılması çok zor ve iddia edilen güvenlik seviyesinin yanından geçemiyor. Kripto para borsalarında hukuk işlemiyor, denetim yok, kripto paralar gerçek dünyada geçmiyor. Bu teknolojinin geleceği yok, çünkü kolay bir teknoloji değil. Ama sanal borsalar üzerinden vurgunlar yapmaya çok elverişli: Zenginler borsaları şişiriyor, “şark kurnazları” hiçbir gerçek bilgileri olmadan borsalara büyük paralar yatırıyorlar. Açgözlüleri şişik fiyatlardan sisteme sokan büyük balıklar satışlarını tamamladıklarını düşündüklerinde, bir anda fiyatları kırıveriyor. XYZ adlı muhteşem kripto paraların neden değer kazanıp neden değer kaybettiğini açıklayabilecek bir kişi yok çünkü. Şark kurnazları dımdızlak ortada kalıyor, paralarını geri de alamıyorlar. Gerçekten korkunç bir durum. Bu saadet zinciri bu hafta ülkemizde iki yerden kırıldı, iki büyük borsa kendini feshetti ve bir tanesi büyük bir vurgun yapıp yurt dışına kaçtı. Garibanların eli böğründe kaldı.

Halkımın dolandırılmaya özel bir yatkınlığı var. Bu iki sebepten kaynaklanıyor. Birincisi, halkımız korkulu. Kendini yetki sahibi olarak tanıtan kişiye evinin anahtarını verebilecek kadar hem de, ki bu durum Doğu toplumu olmamızın sonuçlarından. İkinci dolandırılma sebebi de şark kurnazlığı. Şark kurnazları kolay yoldan, emek harcamadan “köşe olmak” hevesindeler. Bir koyup bin almak istiyorlar: Bir kazanırlarsa on kazanmış gibi, on kaybederlerse bir kaybetmiş gibi anlatıyorlar. Kuyruğu dik tutacaklar ya! Kendini akıllı sanıyor bu şark kurnazları, ama ne yaptıkları konusundan en ufak bir fikirleri olmadan, kendilerine kısa yoldan zenginlik vadedene ellerindeki avuçlarındaki parayı teslim ediyorlar. Sağa sola da gururla anlatıyorlar, çünkü kendileri en akıllı, kendilerinin her yaptığı iş doğru. Sanki görmüyoruz, anlamıyoruz gibi davranmak hoşlarına gidiyor, ki bence zaten burunlarının büyüklüğü yüzünden anladığımızı da göremiyorlar. Saadet zincirini büyütmek, etraflarındakileri de bu dolandırıcı tuzağa çekmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Şark kurnazlığı, bizim gibi toplumları cehalet değirmeninde öğüten ellerden iri bir tanesi. Şark kurnazlarının kolay yoldan zenginleşmek ve başarılı olmak istemelerinde tecrübe eksiği de etkili. Uzun süreli bir çabanın ardına düşmeye cesaret etmiyorlar, sonucun değil sürecin geliştirici olduğundan haberleri yok, tek dertleri kısa yoldan maddi karlı çıkmak. Yoksulluğa bile bir alışkanlık olarak bakıyorlar, toplumlarının çizgisinden çıkmadıkları, başı sonu belli bir hayata razı oluyorlar. Kendilerini akıllı sandıkları için en ufak bir öğrenme sürecine girmeden yaşıyorlar. Kendileri olmanın, kendi haklarını savunmanın riskinden kaçan şark kurnazlarına tüm maddi birikimleriyle kumar oynamak çıtır çerez geliyor. Benliklerini doğrulamak için debelenip duruyorlar, halbuki tek yaptıkları rastgele bir ezbere yaşamı sürdürmek. Korkunç bir durum bu. Emek vermeden sahip olmak isteyen insanlar, üretken ve erdemli bir toplum kuramazlar çünkü. Toplumca çektiğimiz pek çok acının ana sebeplerinden biri de bu.

Emeğin kutsallığına inanmayan, uzun süren çabaların eğiticiliğiyle alay eden, başarıyı da başarısızlığı da sırf bu yüzden küçümseyen insanlar mutluluk üretebilir mi? Tek derdi kapı komşusuna caka satmak olanlardan bilime ve sanata kıymet veren ilerici bir toplum doğabilir mi? Bulduğu ilk fırsatta tanıdığı iyi bir insana kazık atanlardan, üzerine iş ve sorumluluk yıkıp kendi bomboş hayatına dalanlardan yüce gönüllülük beklenebilir mi? İşgal ettiği küçücük mevkiyi elde tutmak için en başta kendisini satan insanlardan adalet beklenebilir mi?

Kaynak/Source: randyrotter@DeviantArt

Toplumdaki bireylerin, kendi başlarına güçlü olmalarını isterim. Şark kurnazlarından kurulu toplumların ne geleceği, ne huzuru olacaktır, çünkü şark kurnazlığı güvensizlik yaratır. Birbirini aldatmaya hazır insanların bol olduğu toplumlar, eğer yasal olarak da denetlenmekten uzaksalar, sokağa adım atarken bile on kere düşünür hale gelirler. Hep aklıma şu hikmetli öykücük gelir:

Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. Bir başka cambaz yanaşmış:
“Kaça bu eşek?”
“Bin lira!”
“Aldım gitti, ver elini helalleşelim!”
Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış:
“Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza verdi!”
“O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bu nedenle topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”
Eşeği satana koşmuşlar:
“Yahu bu eşek topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış!”
Satıcı gülmüş:
“Eşek topal olmasına topal da, öyle sansınlar diye taşı tırnağına ben koydum!”
Alıcıya koşmuşlar:
“Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. Seni de kandırdı, parayı aldı!”
Alıcı dövünmeğe başlamış:
“Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!”

İnsanın bir dünya vatandaşı olduğu inancındayım. Yerel bağların değerli olmasına rağmen ortak iyi söz konusu olduğunda gözardı edilebilir olduğunu düşünürüm. Fakat insanlığın biyolojik ve sosyolojik bagajını da reddetmiyorum. Bu yüzden 1900’lerin başında büyük fedakarlık ve mücadeleler sonucu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve bu ülkenin yaptığı atılımların tamamını bizatihi kendisine borçlu olduğumuz Atatürk’ün tespiti son derece güçlü ve geçerli:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

Mustafa Kemal Atatürk

Bu alıntıyı ister her bir birey için, ister bir millet için, isterseniz insanlık için okuyun fark etmez. Şark kurnazlığını ve uyuşukluğu düşman bellemedikçe ufkumuzda güneş doğmayacaktır.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s