Öfke (3): Tutunma Çabası

Lemoncello – Libra.

Freud’un, saldırganlığın insanın sürekli bastırdığı temel davranışlardan biri olduğuna dair görüşünü, saldırganlığı temel dürtüye dönüştürmesi açısından, hiçbir zaman benimseyemedim. Freud’un İbrahimi dinlerin ve Batı tarih birikiminin ışığından gördüğü dünya fazlasıyla karamsar gelir bana. Doğrulanabilen önermeleri hiç de az olmamasına rağmen, hatta bugün hala, Roland Barthes’in dediği gibi, Freud’un ve Marx’ın diliyle konuşuyor olmamıza rağmen, Freud’un insana ışık tutmadığını, insanın üzerini örtüp, örtüye vuran ışığı çarpıtarak anlattığını düşünürüm. 

Öfkeyi, saldırganlığı tutuşturan ve saldırganlıktan tutuşan madde olarak değerlendirmeyi bıraktığımda, öfke, Freudyen bakışın gösterdiğinden daha insani geliyor bana. Öfke sırf saldırganlığın değil, kaçmanın da itici gücü. Daha da önemlisi, öfke, insanın kendini inşa etmekte kullandığı temel bir enstrüman.

İnsan kendi eksiklerinden nefret eder. Kendinde olmayan saflığı ve tutarlılığı, kimi sembol ve idollere yükler. Böylece onların uydusu haline gelir. Kendi “sıfır” benliğini, onların büyük sayılarının sağına yazıp güçlerinde kaybolmak ister. Bu yüzden dinleri, idealleri savunurken kendinden geçer. Düşman bellediklerine ise hiç iyilik taşımazlarmış gibi hücum eder. Gerçekte savunup saldırdıklarının tamamı soyuttur ve insanların zihninde var olan kavramlardır. İnsanlar inanmayı bıraktığında o kavramlar hiç var olmamışçasına yok olurlar. 

Hayatımıza doğru düzgün dokunmayan, elle tutulup gözle görülmeyen kavramlar için bunca parçalanıp parçalayışımız tuhaf değil mi? İnanç ve düşünce farklılıkları yüzünden babanın oğula, komşunun komşuya düşman kesilmesi akıllıca mı? Üstelik elle tutulur bağlarla birbirlerine bağlılarken…

Bir insanın kimliği bile soyutluktan azade değil. Geçmiş liderlerden birini aklınıza getirin: Aslında öldüğü an gerçek kimliği yok olmuştur onun. Bizim şimdiki tanıdığımız o lider, efsanelerden, söylentilerden, niyet okumalardan, yakıştırmalardan örülü bir kimliği taşır. Bir nevi tanrılaştırılır ve öylece inanılır ona. İnsan kendi ideal benliğini ondan aldığı güçle kuracağına inanır. Serap görür adeta ve o algıyı korumak için öfkeden güç alır. Onu korumak ve onun düşmanlarını yıkmak için yanıp tutuşur. Öfke ile kendini inşa etmeye çalışır.

Öfke günlük varoluşumuzu da çarpıtmaya yarar. Etrafınıza baktığınızda görürsünüz: Tedirginlikle yaşayan tanıdıklarınız, başkalarının korkaklığıyla alay eder. Tutarsızlığıyla bildiğiniz arkadaşlarınız, başkalarınının dedikleriyle yaptıklarının denk olmayışına küçümseyerek bakar. Yaşamını dar kalıplar içinde tüketenler, diğerlerinin günlük rutinine dudak büker. Başkalarını hor görenler, eğer kendilerinin eksiklerini biliyor ve bundan ölümüne rahatsızlık duyuyorlarsa, başkalarına yakıştırdıkları ahlaki eksikliğe öldüresiye saldırırlar: Bağırıp çağırır, küfreder, kendilerini paralarlar. Halbuki kızdıkları başkaları değildir: Kendilerine kızmaktadırlar.

(Anantika Sharma – Raudra Rasa).

Buda, nefreti yahut öfkeyi üç zehirden biri kabul ederken ne kadar da haklıdır! Buda, öfke zehrini (dvesha) sadece bildiğimiz anlamıyla değil, arzu edilmeyene karşı beslenen his, şeklinde de algılar. Anlam daralmasına uğramayan bir çeviri metin yoktur elbette ama eksilerek çevrilmiş haliyle bile öfke kavramı, zehir olarak ortamızda durmaktadır. Hayatın yalın gerçeğini en iyi anlayan bilgelerden biri olan Buda, insanın öfke vasıtasıyla benlik yanılsamasına tutunduğunu derin bir kavrayışla görmüştür. Buda, yine haklıdır: Öfke, tutunma çabasının bir tezahürüdür. 

Buda’nın vurguladığı gafletli, yoz davranışı yapageldiğimi, yakın zamanda fark ettim. Kendimi gözlemlediğimde; toplumda ve politik düzlemde gördüğüm ahlak eksikliğini, erdem yoksunluğunu ve tutarsızlığı yerden yere vurduğumu gördüm. Geçmişte kendimi ait hissettiğim ama sonradan terk ettiğim tüm düşünce ve inanç sistemlerinin açıklarını, gediklerini yakalamaya uğraştığımı ve bulduklarıma yüklendiğimi gördüm. 

Bazı düşünce ve inanç sistemlerinin diğer düşünce ve inanç sistemlerinden ayrılan olumsuz yönleri olduğunu, doğaya ve insana yıkıcı etkileri bulunduğunu hala düşünüyorum. Kimi insanların diğer insanlardan daha kötü söz ve davranışlar gösterdiğini ve neticede kayıplara ve acılara sebep olduğuna dair kanaatim sürüyor. Fakat ben dışsal durumlar hakkında olup yapıcı sonuçlar doğurmayan karamsar bir öfke içindeydim. Halbuki öfkemin, kendimde olan veya olmayanlardan rahatsız olup kendimi inşa etmeye çalışmamın bir yansıması olduğunu anlayalıberi benliğimdeki volkanlar sönmeye duruyor. Bir volkan söndüğünde nasıl önce bir enkaz yaratıyorsa, ben de tüten o enkazın üzerinden dünyayı izliyorum.

O enkazın üzerinden günlük sorunlarımın ne kadar puslu göründüğünü anlıyorum. Uzun süredir işimle veya hayatımın diğer bileşenleriyle kurduğum bunaltıcı tekdüzeliğin diğer insanların saplantılarıyla ne kadar ilişkili olduğunu anlıyorum. İnsanın gerçeği olduğu gibi görüp olduğu yerde bırakamayışının nasıl bir bela olduğunu, öfke zehrinin bu ateşe nasıl benzin taşıdığını anlıyorum. Başkalarının kendi tecrübelerinde hissettiği olmamışlıkları ve  yetersizlikleri benim tecbrübeme yükleyerek beni nesneleştirdiğini fark ediyorum. Benim halimi düşünmeden kendini tatmin yoluna düştüğünü geç de olsa görüyorum. Kendi yapamadıkları yüzünden duyduğu kıskançlığı alaycılaşarak telafi etmeye çalışanları gördükçe bunu yapanlar için üzülüyorum. Kendim için de üzülüyorum: Öfke içinde debelenerek gözümde perdeyle yaşamışım. Gerçekleri oldukları gibi görememişim. Günlük hayatımın sıradan zorlukları beni ezmiş de ezmiş.

Üstelik günlük hayatıma sirayet eden öfke, günlük düzlemin dışına da taşmış. Gündemin girdabında dönüp duruyorsanız şu çıkarımı duymuşsunuzdur: “Türkiye halkında belirsizlikten doğan huzursuzluk artıyor, umutsuzluk ve çaresizlik hissi yoğunlaşıyor.” Bu elbette ülkenin içine girdiği, uzun bir süre çıkması da mümkün görünmeyen yozlaşma ve yoksunlaşma tünelinin bunaltıcı etkisi. Bunu ben de duyumsuyorum. Ahlak ve erdem arayıp bunu ülkenin hiçbir aktörüne tam manasıyla yakıştıramamanın getirdiği bezginlik, daha doğrusu bu halime dair geliştirdiğim farkındalık, bir anda yakaladı beni: Politik aktörlere olan öfkemin manasızlığını fark eder etmez, politik düzlemin hiçbir aktörüne güvenmediğimi de fark ettim. Halbuki bir gün önce Türkiye gündemi hakkında atıp tutan, öfkeyle verip veriştiren ben değil miydim?

İçimin sıcaklığı, yerini keskin soğuğa bıraktı böylece. Dış etkenlere ve o etkenlerin niteliklerine öfkeyle dolu olduğumu, bunun gerçekle bağımı azalttığını anladım. Daha da kötüsü, bu öfke benim kendimle bağımı koparıyordu. Asıl farkındalığım, bu döngünün beni bunalımdan bunalıma sürüklediğine anlayınca oluştu. Böylece, önce bezginliğe vuran soğuk duygularımın odağı, sonrasında kendime döndü ve şu sorulara dönüştü: “Yıkıcı öfkem, kendimde gördüğüm hangi eksikliklerden kaynaklanıyor? Öfke vasıtasıyla, kendimde rahatsız olduğum hangi özelliklerin etkilerini bastırıyorum? Yıkıcı öfkem, beni kendime ve diğerlerine nasıl yabancılaştırıyor?” 

John Patowary – Başlıksız.

Sonunda bu soruları cevaplamanın, dışarıdaki karmaşa ile körlemesine dövüşmekten daha önemli olduğunu anladım. Çünkü düzgün kavrayamadığım bir şeyle mücadele ettiğimi sanıyorken, gerçekten onu onarıyor muyum yoksa daha mı çok bozuyorum, emin olamazdım.

The Godfather (Baba) film serisinden birinde çok güzel bir özdeyiş dillendirilir:

“Düşmanlarından nefret etme, bu senin yargılama yetini etkiler.” 

Nefret öfkenin kemikleşmiş halini de içinde barındırır ve bu güzel özdeyişteki sonucu üretir. Birine veya bir şeye öfkelendiğimiz zaman kendimizi de, öfkelendiğimiz ötekini de doğru tartamayız. Kendimizde hep iyi nitelikler, ötekine hep kötü nitelikler görürüz. Bu nitelikler gerçekte mevcut değilse, yakıştırırız. Olay, olgu ve kişileri gerçek nitelikleriyle ve değerleriyle göremeyiz. Neticede kendimize de, ötekine de, hayatın somut gerçekliğine de yabancılaşırız. Karamsar öfke onlarla kendimiz arasında bir bariyer oluşturur. Neticede Budizmdeki ve Taoizmdeki ortak görüşlerden biri gerçekleşir: 

Yargılama ve karar verme bataklığına düşeriz. Bu bataklık, suyunun birazını öfke nehrinden alır.

Tarih, öfkenin manipüle ettiği gerçeklerle ve hak aramak için yola çıkan ama kendisi zalimleşen hareketlerle doludur. Öfke sürdükçe, ilk anda olumlu etki üretse bile bunu önünde sonunda yitirir. Kendini inşa etmek için ne de kötü bir araç! Lakin bu aracı bile bilmeye kullanırız. Gözümüz döner öfke içinde kudururken. Kendimizden öfke ile kaçarız. Öfke ile ben ve öteki arasında bir duvar öreriz. Öfke ile başkalarından oldukça farklı olduğumuz yanılgısını büyütürüz. Öfke ile düşmanlarımızı küçültürüz. Öfke ile benliğimizi büyütürüz. Öfke ile kendimizi unuturuz.

Devaraj Daniel Franco – Doğal Öfke.

Beni tanıyıp da bu yazıyı okuyanlar zannediyorum ki oldukça şaşıracaktır. Çünkü sesimin yükseldiğini, saldırganlaştığımı, gözümün döndüğünü görenler nadirdir. Fakat herkese içini yoklamasını tavsiye ederim. Öfkeyle kalkıp zararla oturmayanımız yoktur. Ötesini berisini düşünmeden yaptıklarımız yüzünden içimizin yandığı da çoktur. İnsan hatadan kaçamaz. Yaşadıklarından olumlu ve iyimser sonuçlar çıkarmak, pişmanlığı atlatıp çıkarılan ders doğrultusunda değişip iyi davranışlar edinmek becerisi bir kişiyi hayatta en ileri taşıyan beceridir: Hikmet çıkarma becerisini ben böyle tanımlıyorum. Bu beceri kimisinde doğuştandır. Ne de olsa insan bedenine sıkışmış halde doğar ve ölür. Ama eğitimle kazanılmayacak diye bir şey de yoktur. Aşağı yukarı her bilgi ve beceri insana kazandırılabilir. Yani insan olmanın düşmanıdır cehalet: İnsanın değişme şansını alır elinden. 

Hikmet çıkarmaya gayret ediyorum. Ne ölçüde başardığım şüpheli olduğundan, kendime ve öfke kavramının geniş açısına dair edindiğim farkındalık beni nereye taşıyacak, bilemiyorum. Tek umduğum, tamamen doğru olup olmadığını bile bilmediğim bu çıkarımların hayatıma olumlu etki etmesi. Bu kavrayışın uzağına düşersem olumsuz yönde değişirim ve halim, beni tanıyanlar tarafından fark edilecektir. Bunun aksi akıbete uğramayı umuyorum. En çok da karamsar öfkem ile başkalarına, özellikle sevdiklerime sıkıntı üretmekten kurtulmayı amaçlıyorum. Umarım, bunu başarabilirim.

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s