Dönmeli Böylesi Yarenden

Ali Mahsuni Seven – Ararlar Beni (Eser: Aşık Mahzuni Şerif)

İnsan gençliğini kaçınılmaz olarak eskittiğini fark edince, yaşlanmakta olduğunu ve bunu geri döndüremeyeceğini anlayınca, elinde olan her şeyin kısa ömürlü olduğunu da anlıyor. Hastalanmasa, kazaya belaya uğramasa bile bu bedenin ömrü sınırlı. Yaş aldıkça zamanın olanca hızıyla akması korku uyandırıyor. İnsan; değişimin karşısında durmanın beyhudeliğine, akışın ne yönlendirilebildiğine ne de kesilebildiğine uyanınca; ayak diremekten de, gücünü aşanlara el uzatmaktan da kaçınıyor. Geçip giden zamanı insanca değerlendirmek arzusu beliriyor. Tüm bunların üzerine seçicilik kaçınılmaz oluyor; çünkü insan başına gelenlerin ve tercih ettiklerinin sonuçlarını yaşıyor. Başa gelenler kontrol edilemediğine göre geriye adam akıllı seçimler yapmaktan başka yol kalmıyor.

Eskiden hem kendini üstün gören, hem de çokça romantik biriydim. Alıştıklarımdan kopamıyor, geçmişimin ve huylarımın üzerime attıkları kementleri gevşetemiyor, olumsuz etkilerinden kurtulamıyordum. Hala böyle hallerim vardır elbet ama artık bu hayatta kendi ömrümün direksiyonun bir ucundan tuttuğumu daha çok hissediyorum, üstelik arabada tek kişi olmadığımı da anlamış bulunuyorum. Sevdiklerim, benim yapıp ettiklerimden etkilenenler de bu arabada. Bu yüzden yolu uzatmak pahasına tehlikelerden kaçınıyorum, eğer yokuş yukarı patinaj çekiyorsam o yoldan vazgeçiyorum, yokuş aşağı dolu dizgin gidiyorsam frene basıp o yoldan çıkıyorum, yanlış yola girdiysem veya gitmekte olduğum yol kötüleşiyorsa önce durup sonra yol değiştiriyorum, kimsenin önüne direksiyon kırmıyorum, hız kurallarına uyarak sürüyorum, bazen onca gittiğim yoldan geri dönüyorum. Arabadakilerden bazıları inip başkaları biniyor, ben bir gün kendimin de o arabadan ineceğimi bilerek aheste aheste ilerliyorum. Bazı yol arkadaşlarım yolu çekilmez kılıyorlar, bazen onlar sayesinde ilerliyorum. Bu yüzden, arabanın içinde kimlerle seyahat edildiğine dikkat etmek gerekiyor.

Eskiden arkadaşlarımın eskiliği, onlarla yaşantılarımın fazlalığı benim için en önemli yarenlik kıstasıydı. Fakat o eski arkadaşların her biriyle farklı hayatlar yaşamaya başlayınca, kaçınılmaz olarak hepimiz değiştik. Hayatıma yeni insanlar, yeniliklerle girdiler. Benim arkadaşlarımdan beklediklerimi onlardan bazılarının arkadaşlığı veremez, hatta en istemediklerimi bana dayatır hale geldi. Eminim benim geldiğim hal de bazılarının istediklerini karşılamıyor, hatta yarenliğim keyiflerini bozuyordur.

Ben nasıl bir arkadaşlık istemediğime çok sonraları karar verdim. Şimdi istemediğim avareliği, yüzeyselliği ve sululuğu kendim de yaptım. Çok sonraları bu sığlıktan, dahası arkadaşlarımın yaptığı ve benim katlandığım arsızlıklardan hem sıtkım sıyrıldı, hem de ben uzaklaşmak istedim. Henüz ayrıldığım ilk görev yerimdeki iki dostumdan ve çocuklarından da dostluğu, yakınlığı yeni baştan öğrendim.

Artık yanımdaki insanlarla sadece zaman geçirmek, can sıkıntımı gidermek için bir araya gelmiyorum. Hem onlara, hem kendime saygımdan böyleyim çünkü zamanı tüketmek, hayatı tüketmektir. Yüzeyselleşerek ve öylesine eğlenerek birilerine yaslanmak yerine hüzünlü bir yalnızlığı yeğler hale geldim. Bu huylara sahip kişilerle bir derdinizi paylaşmanız, içinizi oyan bir düşüncenizi konuşmanız imkansız oluyor. Tüm derinliklerini ve ciddiyetlerini yitirmiş, içleri boşalmış oluyorlar. Heykel kalıplarından farkları olmuyor. Pek çok arkadaşım gerçekliğinden kaçmak için kendini boş lakırdılara vurdu ve tüm saygınlığını, nezaketini kaybetti. Kaba, bencil, sıkıntı verici kişilere dönüştüler. Artık birbirimizi anlamaz, birbirimizin dilini çözemez olduk. Bunların gözlerine baktığınızda bir duyguyu boşuna arıyorsunuz. Boş ve faydasız, gülüşmeden ibaret muhabbetlerine katlanamaz hale geldim. Bu düşüncelerim ister istemez halime, tavrıma yansıyor ve beni sıkıntı verici, kasvetli buluyorlar. Böylelerine ne eski yakınlığımı duyabiliyorum, ne de böylelerini hayatıma sokuyorum.

Halımdan anlamaz cahiller niye
Her biri bir yandan yorarlar beni

Aşık Mahzuni Şerif – Ararlar Beni

Kötü bir huya sarılmak, bir bağımlılık etrafında yaşamak, tüm dünyasını kendi zevklerinden ibaret görmek de istenecek arkadaş niteliklerinden değil. Dar veya geniş demeden kendi kalıplarını yüceltenleri, kendini kusursuz bulup başkasını küçük görenleri, tek yapıp ettiği yerip söylenmek olanları, kendi hüsranlarına başkalarını ortak etmek isteyenleri kim çevresinde görmek ister? Kendi kötü alışkanlıklarını arkadaşlarına bulaştıranları, iyi şeyleri sadece kendine saklayanları, kendi zümresinden başkasına merhamet etmeyenleri ne yapmalı? Burnu büyüklerle, aymazlarla nasıl geçinmeli? İşi gücü övünmek, başkalarını çekiştirmek, geçici şeyleri kovalamak olanlarla bilmem nasıl, neyi paylaşmalı?

Bunlar bir yana, en acısı, eski arkadaşlarımın bazılarının içinden arsız birer haz canavarı fırladı, kendilerine ve başkalarına yazık ettiler. Ahlakın düzgünlüğünü, dürüstlüğü ve mertliği yitirip gittiler. Ben arkadaşlarımın aileleri ile bir araya geldiğimde onların yüzüne bakabilmek isterim. Arkadaşlarımlayken niyet ettiğim, konuştuğum ve yaptığım şeyler yüzünden onların ailelerinden, sevdiklerinden utanmamak isterim. Utanma duygusunun üzerine titrenerek korunması gerektiğini utanma duygusunu kaybedenlerin farkında olmadıkları sefilliklerden öğrendim. Kişiler hata yapabilir ama yüzü kızarır ve içi yanar; hatasını onarır, tekrarından kaçınır, tecrübesini aklından çıkarmaz. Ben bu tecrübeye saygı duyar ve insanın sıradan gerçeği sayarım. Lakin yaptıklarından utanmayan, bunları ailesinden gizlemekten gocunmayan, anlatmaktan ar etmeyen kişiler gözümde tüm itibarlarını kaybetti. Pek çok arkadaşım bu hale düştü, ben de hem arkadaş edinirken, hem devam ettiğim arkadaşlıklarda sayıp döktüklerimi gözetir oldum.

Hoşlar meclisine girdim hoşlandım
Aşkın ateşine düştüm haşlandım
Dallarımda meyve döktüm taşlandım
Ya niçin gövdemden kırarlar beni

Aşık Mahzuni Şerif – Ararlar Beni

Bunları böyle anlatınca aslında tuzakların en büyüğü olan kibir tuzağını kendime kurmuş oluyorum. Nefs-i emmareye, yani kötülü ve aşağı davranışları arzulayıp bunları yapmaktan zevk alan nefsi kimi insanların üzerine atıyor, sanki ben bundan beriymişim gibi anlatıyorum. Ben uzak veya yakın bir ilke, bir hedef gibi koyuyorum arkadaşlıklarımda sakındıklarımı. Arzuladığım iyiliklerin kimisine sahipsem ne ala.

Güvenme dünyada malım var diye
Acep insan mıyım sorarlar beni

Aşık Mahzuni Şerif – Ararlar Beni

Tasavvufta nefs-i emmare denilen, dünyada farklı adlarla tanınan insanın en kötü eğilimlerinin toplamı öylesine güçlüdür ki Filibeli Ahmet Hilmi’nin “A’mak-ı Hayal” eserinin “İkinci Gün” bölümünde kötülüğün kutbu-tanrısı Ehrimen tarafından, iyiliğin kutbu-tanrısı Hürmüz’ün savaşçısı Hikmet’in karşısına çıkarıldığında şöyle der:

-Ey benim kudretimi inkar eden gafiller! Bilin ki ben pehlivanlar pehlivanı, kahramanlar kahramanı Nefs-i Emmare’yim! Şimdiye kadar bir şekilde mağlup etmediğim kimse yoktur. Beş bir şekil alırım, bin silaha sahibim. Ey miskin Hikmet! Gel kendi rızanla teslim ol! Seni güzel bir işte çalıştırayım. Sen aptal ve aciz bir mahluksun. Benim elimde bir sinek kadar önemin yoktur. Lakin her nedense seni severim. Çünkü senin bana da hizmet ettiğin oldu. Haydi kılıcını teslim et de kurtul! … Ey Hikmet! Bendeki silahlara bak. Rehberinin sana öğrettiği yumuşak huy, ilim, kanaat, ihtiyat, tevazu, sabır, hile gibi başkaları için ölümcül olan darbelerin bana bir tesiri yoktur. Her birisine karşın kin ve hiddet, hile ve düşmanlık, hınç ve şehvet gibi nice öldürücü darbelerim var. Gel, kendine kıyma.

Filibeli Ahmet Hilmi, (Günümüz Türkçesiyle) A’mak-ı Hayal (Hayalin Derinlikleri), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, syf 35-36

Hürmüz’ün savaşçısı Hikmet kendisine saldırdığında Nefs-i Emmare yüzündeki örtüyü kaldırır. Hikmet onun olağanüstü güzel, çekici görüntüsü karşısında şaşkınlığa düşer ve aldanır, yenilir.

Nefs-i emmarenin en büyük kötülüğü de hayat boyu insanın peşini bırakmamasından gelir. Ben de bu düşmanı içimde taşıyorum, herkes gibi. Başkalarının düşmanını kuvvetlendirmek istemem. Arkadaşlık ettiklerimin benim düşmanımı güçlendirmesine fırsat vermek istemem. Arkadaşlarımı da başka tüm kıstasları geriye atıp buna göre seçmek, insanlık namına, benim boynuma borçtur.

Dedim ya, ben de insanlarımla beraber bir arabadayım; direksiyonu tutan elim eğreti, arabadan kimin inip kimin arabaya bineceği de, arabanın nerede duracağı da şüpheli. “İyiyim.” demeye yüz gerek, yüzüm yok. Aktör Keanu Reeves’in katıldığı bir programda kendisine sorulan soruya verdiği cevap ne kadar da insanidir:

Sunucu: “Sence ölünce ne oluyor, Keanu Reeves?”
Keanu Reeves: “Bizi sevenlerin bizi özleyeceğini biliyorum.”

Özlenen olmak, özlenesi olanları aramakla mümkündür ancak:

Döndü gitti Hak yolunu övenler
Pişman olup dizlerini dövenler
Bir lokmaya nice bana sövenler
Ah Mahzuni diye ararlar beni

Aşık Mahzuni Şerif – Ararlar Beni

1 Yorum

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s