Diğerlerini Yargılamak (2): Heybedeki Taş

Hans Zimmer, Djivan Gasparian -Duduk of the North (The Gladiator OST).

Gözdeki Mertek yazımda insanın kendi suçluluk hissini bastırmak veya maskelemek için başkasının benzer kötü işlerini eleştirmesinden bahsetmiştim. Şimdi ölçeği büyütelim ve aynı konuya toplumun gözünden bakalım: Linç hakkında konuşalım.

İnsanın belleği varsa toplumun da bir belleği vardır. Bu bellek şiddeti en organize şekliyle, ilkel bir dürtü halinde hepimizin içine kazır: Topluma uymayanın, toplumun çıkarına aykırı davrananın, topluma hizmet etmeyenin, toplumu zayıf düşürenin, topluma ihanet edenin dışlanmasını, sürülmesini, yeri gelince öldürülmesini buyurur bize. Zihnimizi devre dışı bırakıp bizi en ilkel halimize geri döndürmeye, sürü halinde saldırmaya yöneltmek için sessizce beklemektedir. İnsanoğlu eline bir haini, aykırıyı,kötüyü düşürmeyegörsün; hep beraber çullanır üstüne.

Linç edilecek kurban ele geçirildi mi hızla gerçekleşir her şey: Detayıyla bilinmeyen ve kulağa adice gelen bir suç isnadı üzerine kalabalıklar bir araya gelip yekvücut olur. Karşılarındaki tek kişiye veya azınlık gruba olanca hınçlarıyla çullanırlar. Her şey olup bitiverir. Linçten sonra tüm birikmiş öfkesini kusan insanoğlu bir iki zafer nümayişinden sonra sessizleşir. Sanki dilsiz bir utanç çökmüştür üstlerine. Olanlar hiç yaşanmamış gibi davranılır, kimi hassas vicdanlar pişmanlıkla kavrulur, elalem ne derciler ise olayı örtüp yaşamlarına devam ederler.

Aslında olan şudur: İçten içe “suçlu” kalabalıklar ve suçu açı çıkmış “kurban suçlular” vardır. Suçu hala gizli olan kalabalıklar, açığa çıkmış suçluya saldırarak kendi “suçlarını” temize çıkarırlar. Saldıranlardan bazıları ise toplumun iti kopuğudur, şiddet uygulamak için ellerine bir bahane geçtiği için sarhoşlaşarak atılırlar. Bazı sünepe şiddet meyillileri de, kendilerinden zayıf birini bulmuşken fırsatı kaçırmaz, heyecandan titreyerek katılırlar lince. Her şey olup bittikten sonra gelen sessizlik, sözde gizli suçları da iyice susturur. Aslında insanların birbirlerinin yapıp ettiklerini az çok sezdiği halde sanki ele geçirdikleri suçludan başka o işi yapan yokmuş gibi kurbanlarına saldırmaları; bir nevi kendi suçlarını da çarmıha germeleridir. Linç suçunu işleyenin çok, bu suçtan dolayı cezalandırılanın az oluşu da bundan kaynaklanır; Geniş kitlelerin vicdanını bastırmak için aralarından birkaç kurban seçilip halk önünde ipe çekilir, konu böylece kapatılır. Kan açlığı giden, gözü kana doyan toplumun gerilimi azaltılır. Hatta bazı linç hadiseleri insanların gerginliğini almak için bizzat iktidar sahipleri tarafından düzenlenir. Neticede olan olur ve toplumun suskun belleğine gömülür, hayat eskisinden daha ağır hissettirerek aynı ritmde akmaya kaldığı yerden devam eder.

Artık anayasamız ve ceza kanunlarımız var ama insanın lince gösterdiği eğilim bitmiş değil. Hala linç edip öldürmeler sürdüğü gibi, şimdi bir de sanal kimliklerimizle dahil olduğumuz sosyal medya üzerinden sanal linç kampanyaları organize ediliyor. İnsanlar tüm suçlarını başkalarına saldırarak temize çekmeye, kendi kokuşmuşluklarını bastırıp lafını ettirmemeye çalışıyorlar. Sanal kimliklerin ardına sığınınca daha bir cesaretlendikleri de oluyor.

Adalet mekanizmasını linç ilkelliğine kurban etmemek için insan ortak aklı; dengeli ve insani yasalara ulaşmak için yüzyıllarca dogmalarla mücadele etmiştir. Dolayısıyla Hobbes’un Leviathan’ı, yani insanlıktan ayrı olarak düzeni sağlayan bir devlet anlayışı insanlığın gereği olmuştur. Laik hukuk devleti, insanı kültürel ve dinsel şiddetten de korur. Tüm dinlerdeki linç örneklerini bilmiyorum ve az sayıdaki barışçı din haricindekilerde bu geneleğin olabileceğini düşünüyorum. Gerçi Mustafa Öztürk’ün tabiriyle: “Din, kitapta durduğu gibi durmuyor.”. Bunu tüm dinler ve felsefeler için söylemek olası. Budist rahiplerin giriştiği katliamlar, Hristiyan dünyasının giriştiği cadı avları bunu kanıtlıyor. Benim vurguladığım, içinde linç, kanlı ceza, ayrımcılık ve idam anlayışı bulunmayan Hristiyanlık, Taoizm, Budizm, Stoacılık, Epikürcülük gibi dinler ve felsefeler değil; bizatihi linci, kanlı cezaları, ayrımcılığı ve idamı birer dini kural olarak koyan diğer dinler. Şiddet uygulayan dinlerdeki linç cezalarının mantığı bir suç icat etmek, o suçu ortaya çıkaran nedenlere bir çözüm üretmeyip o suçu işleyenler içinden birkaç kurban seçip katlederek toplumdaki gerilimleri düşürmek, toplumsal vicdana sünger çekmektir. Neticede toplum ıslah olmaz, hiç de ulvi bir netice ortaya çıkmaz. Böyle cezalar içerdiğini bildiğim iki dindeki linç kaidelerini anlatmak isterim:

Yahudi şeriatında zina edenin taşlanarak öldürülmesi geleneği vardır. Bu ceza, belli şartlar yerine geldikten sonra uygulanır. Aynı durum birebir İslam şeriatında da vardır. Kur’an metninde zina eden kişinin etine geçmeyecek şekilde, elbise üzerinden yüz sopa vurularak cezalandırılması ve bunun halkın önünde yapılması söylenir. Sahih, yani üzerinde şüphe bulunmayan hadislerle de Yahudilikteki recm, yani taşlanarak öldürme cezası İslam şeriatında belli şartlar altında yerini almıştır. Hz. Muhammed’in de bizzat uyguladığı cezalardan biri olan recm, sonrasında yüzyıllar boyu uygulanmaya devam etmiştir. Recm sadece zina suçu ile sınırlı tutulmamış, pek çok farklı suç için de uygulanmıştır.

Dogmalar birer refleks gibi, en iyi ihtimalle birer mecaz (metafor) olarak toplumlarının belleğinde yaşar. Taşlayarak öldürme bu iki gelenekten gelen toplumların bilinçaltına işlemiştir. Öyle ki 2015 yılında Afganistan’ın başkenti Kabil’in göbeğinde önce dövülerek, sonra bir binadan atılarak, ardından üzerinden arabayla geçilerek zulm edilen ve can veren Ferhunde Melikzade’nin naaşı taşlanmış, en sonunda yakılmıştır. Ferhunde Melikzade, okutmanlık yaptığı Kur’an kursunun kadınlarına kendi yaptığı sahte muskaları satan bir din tüccarına karşı çıkmış, Kur’an’ı çöpe atmakla suçlandıktan sonra çok hızlı bir şekilde, lincin doğasını ortaya serecek şekilde can vermiştir.

Böylesi linç anlarında akıl devreden çıkar, linci organize edenler de lince katılanlara en ufak bir düşünme ve sakinleşme imkanı bırakmadan her şeyi hızlı ve gürültülü bir şekilde hallederler. Sosyal medyada olan biten de bundan farklı değildir. Cımbızlanmış bir alıntıyla; bir video, ses, fotoğraf montajıyla insanları galeyana getirmek kolaydır. İnsanların çoğu içinde taşıdığı suçluluk duygusunu bir şekilde yatıştırmak için lince dahil olurlar. Sonuçta eşcinselliğinden suçluluk duyan gizli eşcinsellerin, eşcinselliği açığa çıkmış olanları linç ettiğini görürüz. Hırsızlığın bin bir türlüsüyle dünyaları çalmakta olan fakat açığa çıkmamış hırsızlar, açlığı yüzünden bir ekmek çalan gencin üzerine çullanırlar. Kimseye fark ettirmeyeden birbirleriyle yataklarda buluşanlar, veya bu yaşadıkları bilindiği halde “kol kırılır yen içinde kalır” diye hemşerilerince haklarında susulanlar; hiç böyle bir işe bulaşmayan üniversite öğrencisi kızları fuhuşla suçlarlar. Terörizmin en aşağılığına çanak tutanlar, damgayı yemiş bulunan teröristlere saldırırlar. Böyle binlercesi sayılabilir.

Başkalarını yargılamak bu yüzden hastalıklı bir düşüncedir. İster bir önceki yazımda anlattığım şekliyle bireysel olsun, ister topluca olsun, kimsenin kimseyi yargılayacak hali yoktur. Uygarlığın en büyük kazanımlarından olan hukuk devleti, linç gibi iğrenç suçların bertarafı için şarttır. Kendi kendinin suçluluğuyla içten içe yanan ve hep başkalarını suçlayıp çekiştiren insanoğlunun aciz vahşiliğini bastırmanın başka bir yolu yoktur.

Eski bir fahişe olan, Hz. İsa tarafından kurtarılıp onun sadık takipçisi olan ve Hristiyan inancına göre Hz. İsa’nın dirildikten sonra kendisine görünmek üzere ilk olarak kendisini seçtiği Mecdelli Meryem’in linç hikayesi beni hep etkilemiştir. “Başkalarına atmak üzere heybemde hangi taşları taşıyorum” diye düşündürmüş, yargılamanın bana düşmediğini hatırlatmış, heybemdeki taşları atacaksam önce kendime atmam gerektiğini bana öğretmiştir:

İsa Zeytin Dağı’na gitti. Ertesi sabah erkenden yine mabede döndü. Bütün halk O’nun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa’ya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler. “Musa, Yasa’da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O’nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.
İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi. Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa’yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu.
Kadın, “Hiçbiri, Efendim.” dedi.
İsa, “Ben de seni yargılamıyorum.” dedi. “Git, artık bundan sonra günah işleme!”

Hz. İsa (Yeni Ahit, Yuhanna İncili 8. Bölüm)
Hz. İsa, Mecdelli Meryem’i savunurken.

2 Yorum

  1. N.T. dedi ki:

    Yazını çok beğendim oğlum.
    Yolun açık olsun.

    Liked by 1 kişi

    1. icdeniz dedi ki:

      Senin beğenmen ve takdirin, dünyanın geri kalanının beğenip takdir etmesinden daha kıymetli baba. Teşekkür ederim.

      Beğen

Yorum bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s